Gündem no image

Tarih: 26 Kasım 2006

2

Tanrıyı Biliriz, Düşünceye ise İnanırız

Külliyen olasılıkları hesaplamaktan ibaret kuantum fiziği, açıklamaya alıştığı yaşam standartlarında mutlak doğruların yerine tecrübeyi koyuyorsa eğer, doğa ve düzen varoluşun bir parçası değil, insanın algılarıyla var ettiği birer ürün haline geliyor. Bu da yaşantıya incelenebilir bir hal vermektedir.

Yani kuantum fiziği, modern materyalizmin aksine, varlığın değişimini açıklamak için onu gözlemek gerekliliğini savunuyor fakat, yapılan gözlemlerin bile ayrıca gözlemlenmesi gerekliliği nedeniyle kendi ekseninde dönüp duruyor…

Peki bu döngüyü durdurmak mümkünümüdür ? Açıkça; bunun ayırtına varmak imkansızdır. Tıpkı tanrının varlığını kanıtlamak gibi. Örneğin; dünyamızda bir dolu yaratı var. Ama tanrıya kimin ihtiyacı var ? Beynin algılayabildiği, gözün görerek kodladığından yada duyulardan ibaretse eğer, dömgüyü durdurmak için duyularımızı kapatmamız gerekmez mi ?

Bana kasılırsa bu kaçınılmaz. Mutlak düşünceye erebilmek için. Bunun  en basit yollarından birisi ise bilinç altına inebildiğimiz hal, uyku hali, yani “düş”tür.

Bana yürüdüğümü kim söylüyor ? Düş mü? Yol mu? Tanrı mı? Peki ya ayaklarım?  Evet ben varolduğu biliyorum, peki ya doğru bildiklerim var olanlar mı?

Demek ki sahip olduklarım dışa vuran bilincimin ta kendisi. İşte o zaman ben uçtuğumu bilebilirim, rüyamda uçmak da bunun bir örneği olabilir. Peki Bu “gerçek” olabilir mi ?

Madde cisimsel, durağan ve tartışılabilir, tıpkı gerçek olduğunu varsaydıklarımız gibi. Peki ya düş ? Durmadan geleceğe gittiğimiz her an da, geri dönebilmek ya da montaj yapar gibi hayatta birden fazla zamanda aynı yerde olmak nasıl mümkün olabilir ?

Zaman bize hep geçmiş ile geleceği veriyor. Fakat hepsinde aynı anda olmak da mümkün. Geleceği düşünün!

Bu ölüm ile yaşam dediğimiz ikiz kardeşlerden hangisinin iyi çocuk hangisinin kötü çocuk olduğunu bilebilmekten farksız bir şey. Düş cisimsel olmayan madde ise, her şeyi aynı anda yaşıyor olma ihtimalimiz yüksek değil mi ?

Bizim hayat dediğimiz aslında aynı paralelde bulunan milyonlarca ihtimalden seçerek yaşadıklarımızdır. Yani bilincimizin olasılıkları…

Bilincin olasılıklarını saptayan gözlemci ise “ruh”tur!

Ruh, yani bilincimizin olasılıklarını saptayan gözlemci, zihin arınmadan algılanamaz. Zihnin arınması için ise pozitif düşünceye ihtiyaç vardır. Fakat bu secret ile olabilecek gibi değil, yani günlük yaşamda imkansızdır. Çünkü biz günlük yaşamda pozitif düşüncelerimizi kötülerin üstüne koyarak bir nevi günü kurtarıyoruz ve onu boşa harcıyoruz.

Yani hücrelerin dünyasında, pozitif düşünceyi heba ediyoruz. Bu nedenle bilincimizin olasılıklarını saptayan o yegane “ruh” da ancak düşüncede ayyuka varabilir. Düşün dışına çıktığımızda ise biz yokuzdur, düzenin yanılsamaları vardır.

Düşünce, düş ve ruh olmadan, “ben”i yaratabilmek tanrı olmak demektir.

Bu yüzden mutlağı arayan tüm insalar, yani hepimiz üretim bantında ve sürüncemede kalan tanrılarız, olasılıklarımızı saptayan o mutlak gözlemci ise, yani ruh ise insanlığın kaderi

Birini düşünüyorum. O var. O’nun beni düşündüğünü düşünüyorum, onu da kendimi de var ediyorum. Üstelik onun beni düşündüğünü düşündüğüm için kendimi onun zihninde var ediyorum. Başkalarının beni düşünen bu adamı düşündüğünü düşündüğüm için de, başkalarının hayatında da ben varoluyorum. İşte bu deneyimin ta kendisidir. Ben kendimi aslında bir başkasının üzerinden görmüyorum. Bunu yapamam. Ben kendimi ancak kendi yarattığım başkaları üzerinden görebilirim. Böylece tüm dünyayı benim bir parçam olarak kabul edip, ancak merkezden kendimi ve kendimleri yöneterek, herkesle ve tüm benliklerle ortak dünyayı yaşayabilirim !
Bu sadece zihnimde ve düşümde geçerli. Düşünüyorum, düşündükçe bildiğim tanrıyı kurguluyorum, arzuluyorum ve yaşatıyorum, bu yüzden de düşünceye inanıyorum…
Böylece hayatta umulmadık ve umulmadığı için açıklayamadığım hiçbir şey kalmıyor.



2 Responses to Tanrıyı Biliriz, Düşünceye ise İnanırız

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yukarıya Dön ↑