Etekli Futbol Forması

Pazarlama, Spor 1 Yorum

Başlamadan önce; sizden yazıyı okurken şu iki şeyi düşünmenizi istiyorum. 1.Futbol erkeklerin tekelinde ve onların koydukları kurallara göre oynanmak zorunda mıdır? 2.Futbol Endüstrisi içerisinde kadın futbolcuların da metalaştırılması sizi ne kadar rahatsız eder?

Foto-HI7T7CIY

Hollanda Amatör Küme “Bayan” takımlarından FC de Rakt DA1, 2008′in Ekim ayından bu yana futbol sahalarındaki ezberi bozmaya devam ediyor ve gelenekselleşmiş forma-şort ikilisine çomak sokarak sahaya etekle çıkıyor.

Devamını Oku

Kırmızı – Yeşil Şampiyon Beşiktaş !

Spor 7 Yorum

Ligin 15. Haftası da geride kaldı. Liderlik koltuğunu kapan Kayserispor, hakemlere dem vuran Galatasaray, disiplinle kafayı bozmuş Fenerbahçe, Şenol Güneş ile haraketlenen Trabzonspor derken bu haftaya “damgasını” vuran o kadar çok şey vardı ki; bence haftanın en güzel olayı konuşulmaz oldu.

İşte bu yazıyı bu yüzden kaleme alıyorum.

Daha önce bu kategoride defalarca Beşiktaş ve Beşiktaşlılık üzerine yazdığım yazıları okumuşsunuzdur. Bu yüzden oturup da sizlere çarşının muhalif duruşundan, bugüne kadar toplumsal ve siyasal olaylara yaklaşımından, tribünde açtığı pankartlardan bahsetmeyeceğim. Bazıları kendini yeterince anlatıyor zaten.

faili_mechul

Geçtiğimiz cuma 15. haftanın açılış mücadelesine İnönü’de misafirimiz lig başladığından beri gittiği her deplasmanda bir düşman gibi görülen, “PKK Dışarı” diye bağırılan, hatta maruz kaldıkları ırkçı tezahüratlar yüzden Galatasaray maçı öncesi ligden çekilmeyi düşünüyoruz diyebilecek kadar da bezdirilmiş olan Diyarbakırspor’du.

Tüm bunlar bir yana; Diyarbakırspor Beşiktaş’ı 100.yılında yenen ve 2003 yılında namağlup şampiyon olmasını engelleyen takımdı. Bu bile yıllardır Diyarbakırspor’u sevmemek için gayet geçerli bir sebep sayılırken, Cuma günü tribünlerde ak ve karayı birbirinden ayırabilen ve sadece kardeşlik türküleri söyleyen bir taraftar profili hakimdi.

hepimiz_zenciyiz

Maç öncesi takımlar sahada ısınırken kapalı tribünün daveti üzerine önce elele tribünleri selamladılar. Bu durum Diyarbakırspor taraftarlarının hoşuna gitmiş olacak ki; bir ara kapalıya doğru “siyah” diye bağırdılar, kapalı da onlara “beyaz” diye karşılık verdi. Derken bizden bir ses daha yükseldi: “Kırmızı!” ve Diyarbakırspor taraftarlarından hemen karşılık geldi: “Yeşil!” Sonra Diyarbakırspor’lular da başladılar Beşiktaş diye bağırmaya…

Bu sefer kapalıdan önce “Türkiye Türkiye”, sonra da “Beşiktaşlıyız Irkçılığa Karşıyız” tezahratları yükseldi! Aslında çok da şaşılacak bir durum değildi bu, Irkçılık yüzünden İspanya’da zor günler yaşarken Eto’o ya Barcelona taraftarından daha çok sahip çıkan bizlere kendi memleketimizde de bu yakışırdı !

hepimiz_etooyuz

Devre arasında ise Diyarbakıspor’lu bir futbolcunun, kapalı alt tribünün yeni açığa yakın tarafındaki bir taraftara formasını verdiğini gördüm. Bunlar çok güzel haraketler diye söylendik tribündeki siper yoldaşım “müdür” ile, çok güzel haraketler hem de… Ne yalan söyleyeyim bir de gol atabilseydik daha da güzel olacaktı ama puanların en güzelini, kardeşliği ve bir arada yaşamı toplamıştık bile. Böyle sırıtarak çıktık 0-0 biten maçtan.

Üstelik nice aydınım, nice demokratım diyenin yanından bile geçemeyeceği bir şekilde.

Seni seviyorum Beşiktaş !

yer_yok

Avrupa Avrupa Ver Maçımızı !

Medya, Spor Yorum Ekle

Nasıl şövenist bir başlık yarabbim. Ama olsun Ben 5 yerim 6 yemem, 7 yerim 8 yemem zihniyetine de bu layık zaten.

Rüştü geldi aklıma. “Gol Yemem, Sörf Tabiki Yerim” Youth Republic’e açık çağrı. Bülent Uygun başta olmak üzere sivaslılara da Halley yedirin.

Neyse Sivas Şampiyonlar Liginde beceremedi, Avrupa Ligine uyum sağlasın bari. Fenerbahçe, Galatasaray ve Trabzonspor’dan sonra Sivas’ın da katılımıyla bir avrupa kupasında sanırım hiç bu kadar Türk takımı boy göstermemişti.

Öte yandan Beşiktaş’ın da Şampiyonlar Ligi’nde Grup Üçüncüsü olup Avrupa Ligi’ne düşme ihtimalinin yüksek olduğunu düşündüğümüzde uluslararası düzeydeki bir Turnuvada 5 takım ile ilk defa yer alacağız herhalde.

Şimdi geliyor işin iş olan yanı. Türkiye’de izlenen ve takip edilen topu topu 5 takım var.
Bunlar artık Avrupa’da her hafta maç yapacak. E Futbol Sever Hangisini Tercih etmeli ?

Süper Lig Digitürk’te.

Avrupa Ligi D-Smart’ta.

imagesimage2s

Lucescu Türkiye’de !

Spor 4 Yorum

Bu başlık kaçınız için ne ifade ediyor ? Basit bir teknik direktörün, ortalama bir futbol gazetesinde çıkan türk takımlarına transfer haberini mi ?

Eğer öyleyse bir de işe şu tarafından bakın..

Önce Lucescu’nun Türkiye’deki antrenörlük geçmişine bakalım.

Galatasaray ile Süper Kupa ‘yı kazandı. Galatasaray’a Şampiyonlar Ligi’nde Çeyrek Final oynattı.
2002′de Galatasaray Türkiye Ligi şampiyonluğunu yakaldıktan sonra Beşiktaş’a transfer oldu.

Beşiktaş’ın 100. Yılı olan 2003 senesinde de Beşiktaş’ı şampiyon yaptı.
Aynı sezon Beşiktaş’ı UEFA Kupası’nda çeyrek final oynattı.

Daha sonra ne mi oldu ?
Başarılarla dolu kariyerine son verildi ve bir kez daha tarihe geçti.

Çalıştırdığı kulüpleri üst üste şampiyon yapmanın yanı sıra Avrupa’da başarı kazandıran,
akabinde yerine daha pahalı ve başarısız hocalar getirilen nadir teknik direkörden biri çünkü.

Peki ben bu adamı neden seviyorum, hala neden takip ediyorum ?
Beşiktaş’ı şampiyonluğa taşıdığı için mi ?

Hayır, böyle düşündüyseniz gene yanıldınız..

Lucescu yalnızca bir teknik direktör değildi. Kendi öğretileri vardı.
Futbolun hızla endüstriye boğulduğu yıllarda Lucescu bize insanlara güvenmenin ve onlara değer vermenin asıl başarı olduğunu gösterdi.

Dost düşman demeden herkesin hakkına ve emeğine saygı duyan, bu öğretileri yardımcıları, kadrosu hatta kulubü ile özdeşleştirmeye çalışan bir adamdı O.

Örneğin; ağır yağış altında oynanan bir maçın bitiminde sırtında atleti, kameralar karşısında demeç vermeye çalışan futbolcu Vedat’ı görünce kendi kabanını çıkartıp, Vedat’ın omzuna koyabilecek kadar babacandı.

Bazıları gibi İmparator ilan edilmedi Lucescu. Bunu kendi de istemezdi zaten. O yalnızca işini yaptı.
İşçi olarak kaldı ve bundan hep gurur duydu. Kendini asla meslektaşlarından üstün görmedi.

Örneğin; takımı 5-0 önde ve farkı daha da açacak şekilde futbol oynarken, hücum oyuncularını çıkartıp, oyuna defans oyuncuları aldığında; kendisine sitem edenlere “Bu kadar yeter, rakibi daha fazla rencide etmenin manası yok” diyebilecek kadar naif idi.

Benim kalbime işlediği ilk oya; bir söyleşide “ben sosyalist bir ülkede doğdum, yetiştim. Tabii ki Marx’ı, Engels’i yaladım yuttum ama, filozoflardan en çok Schopenhauer’i severim” diyişiyle olmuştur.

Üniversite sahibi veya kendini yetiştirmiş az sayıda futbolcu yetiştiren ülkemiz futboluna, hele Beşiktaş’a talih kuşu kondu dedim adeta !

2003 Yılında Lucescu’nun yardımcısı olarak Beşiktaş’da çalışan, Beşiktaş’ın efsanevi futbolcusu Feyyaz Uçar;
bir anısında Lucescu’dan bahsederken şuna benzer bir şeyler söylemişti:

Bir gün arkadaşlar buluşmak üzere çağırdı, gelemem dedim. Nedenini sorduklarında ödevim var diyince gülüştüler. Nedenini sorduklarında Lucescu’nun bana Tolstoy (ya da Dostoyevski) okuttuğunu, yarına kadar bitirmem gerektiğini söyledim. İnanamadılar

Benim onu sevdiğim kadar, ondan nefret edenler vardı.
Ama o kindar köşe sahipleri, bugün onun yaptıklarına gıpta ediyorlar.

Peki O Bizden sonra ne yaptı ?

2004/05, 2005/06 ve 2007-2008 sezonlarında Ukrayna liginde Shakhtar Donetsk’i şampiyonluğa ve her sene avrupa kupalarında dereceye taşıdı. Son olarak bu sene de UEFA kuapasında Shakhtar ile Finale yükseldi…

Üstelik bu sene UEFA Kupası Finali Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadı’nda oynanacak.
Komik değil mi ? Bu maçın öncesinde, esnasında ve sonrasında yorumlarıyla muhabbete yön verecek tüm futbol kahinlerinin neler hissettiğini çok merak ediyorum.

Eminim zamanında Türkiye’de Lucescu’yu istemeyen bu kalantorlar mezhebi, şimdi kraldan çok kralcı olacaklar.
Çünkü Türkiye’de UEFA kupası finali oynayan iki takım varken, kendilerine ne düştüğünü onlar iyi biliyorlar !

Herneyse;
Türkiye’ye Hoş Geldin Lucescu !
Kadıköy’de sana başarılar. Sen orada çok maç kazandın. Umarım gene başarırsın.

Bize gelince;

Sen gittiğinden beri şampiyonluk yüzü göremedik.
Galatasaray ise senden sonra iki şampiyonluk yaşadı ama Avrupa’da esamesi okunmuyor…

İşte durum budur.

35882

Kıtalar Arası Siyah-Beyaz

Spor 2 Yorum

106. Yıl Şerefine..

Ben çok güzel bir çocukluk yaşadım.
Üstelik İstanbul’un göbeğinde, Beşiktaş Spor Kulübü’nün 1903 yılında kurulduğu semt olan Serencebey’de.

Şimdi dönüp bakıyorum da İstanbul’un sokaklarında koşuşturmakla başlayan arkadaşlıklar, mahalle maçları sırasında çıkan kavgalar, organize bir şekilde meyve agaçlarına dalmalar, kolasına maç yapıp kazanılan kolanın dibini arkadaşıyla paylaşan çocukluklar kalmadı.

Belki de bizimle son buldu.

Beni yakından tanıyanlar iyi biliyor. Ben Beşiktaş’lı olmayı “çok” seviyorum. Hatta amiyane tabiriyle “sevdalısıyım”. Beşiktaş’lılık derken, tek başına tadına varılacak bir takım sevdasından bahsetmiyorum…

Aydın Boysan’ın İstanbul’u nasıl Davutpaşa Çöp İskelesi, Ispanak Viranesi, Samatya Narlıkapı Çıkmazı ve Yeşilköy Bamya Tarlası ise; benimki de Dolmabahçe, Düzlük, Etipark, Sinanpaşa, Serencebey ve Köyiçi’dir.

Neden olmasın ki ?

Kenan Evren’e rağmen, 1985 yılında Serencebey’de doğdum ve ilk defa bu mahallede aşık oldum. Basketbol oynamayı Etipark’da, bisiklete binmeyi Düzlük’te öğrendim. İnönü’de oynanan maçlara gitmek için hiç bir zaman otobüse veya minibüse binmem gerekmedi.

Hani Dolmabahçe’de yürürken...”

Hayatımda ilk defa Sinanpaşa Pasajı’nda para kazandım, esnaflığı burada öğrendim. Çay-tavla ikilisini ve futbol yorumculuğunu da. Bu zaman zarfında da çok iyi dostlar biriktirdim. Mahalleden semte yayılan ve sınıf tanımayan bir ilişki çemberinde Beşiktaş’lı olmayı öğrendim.

Taraftarı olduğum takımı ve taraftar olmayı, iyisiyle kötüsüyle bize atfedilen tüm sıfatları çok sevdim. Koca İstanbul boğazının yanı başındaki tribünlerde anlatacak çok şeyi olan insanlar tanıdım. Halkın içinden geçenleri, halkın içinden gelenlerin nasıl pankartlara taşıdığına, beraber söylenen çoğul türkülerin nasıl tribün güftesine döndüğüne şahitlik ettim.

Belki de bu yüzden; bana yaşattığı tüm güzellikler için Beşiktaş’a karşı kendimi hep borçlu hissediyorum. Bu yazıyı da büyük ihtimalle bu yüzden yazdım. Bu borcu ödemenin en güzel yolu, onu anlatabilmek çünkü.

Doğum günün kutlu olsun Beşiktaş.

Bu sene sana olan borcumuzu senin için boğazın iki yakasında bir araya gelip; siyah ve beyaz diye bağırarak icap edeceğiz.

Kulaklarını kapatanlar olsa bile 19 Mart 2009 Saat 19:03′de bu denizin tuzu, bu martılar, bu vapurlar dinleyecek yaşanmış yıllarımızı.

« Önceki Sayfa Sonraki Sayfa »

Get Adobe Flash playerPlugin by wpburn.com wordpress themes