“-sın-dı-lar”

Denemeler, Serbestleme 1 Yorum

hrant61.jpg

çamuru at izi kalsın
katlet,
aydınlık kararsın.

sevgi ile kardeşlik,
derinlerde çatışsın.

acılı basın telaşlı,
söz uzak yazı kaldı.

uçurtmayı vurdular,
farklılığı biri sandılar.

yüz binleri dışarı taştı,
ayrı dillerde aynı ses
“hepimiz” aykırı sanıldı.

kurşunu atan da yiyen de,
devlet için sayıldı.

kalan yazı uzak söz,
manşetlere taşındı.

içimizdeki meşru öteki,
bu diyardan taşındı.

çekimleri aynı,
telaffuzu farklı fiilleri
sözde kötü sanıldı

sevgi ve kardeşliğin,
sol yanı yetim kılındı.

“o kadar kifayetsiz ki…”
son günlerde üzülerek ve dehşete kapılarak izlediğim Türkiye’de
faşizme yol veren tüm genç vatandaşlara armağan olsun….

hrant için dim dink yürüyüşe devam !

Ben, Ademoğlu ! Deneme 1 2 3

Denemeler, Serbestleme 1 Yorum

Hep ölmekten korkuyoruz, çoğu zaman da nasıl ve ne şekilde olacağını kurgulayarak zamanı geçiştiriyoruz, özelliklede orta yaşlılarda çok görüldüğü üzere, sonun nasıl geleceğini merak ediyoruz.

Bunun nedeni belki ölümü doğuştan değil de, yaşam içersinde idrak ederek öğrendiğimizdendir. Önce başkaları üzerinde test edip en son kendimize gelecek olan bu boktan durumdan zihinde kaçmak için ise gündelik icatlar ile uğraşıyoruz.

Peki ya ölemezsek ?

Mutlak sonu olan bir şeyden korkmaktansa, bu sonu yaşayamamaktan korkmak daha da felaket olmaz mı ? İnsan dediğin de zaten hep bir öğrenme ve açıklama, bu sayede rahatlama üzerine kurulu bir kimya değil mi ? Ne kadar çok soru var bu gizemli kurgu hakkında. Tanrı, cennet, cehennem, enerji, günahlar sevaplar..

İnanlar ve inanmayanlar hep ölümü, cenneti ve tanrı gerçekliği gibi sorularla, karanlık sonu aydınlığa kavuşturacakları o günün heyecanı ile durmadan her şeyi sorguluyorlar. Çünkü insanoğlu bilmediğinden korkuyor. Keşfetme güdüsünün bize has bir tılsım olması da bu yüzden herhalde.

Ölüm de eğlencesini buradan sağlıyor aslında, herkes kendisine yaşayıp kendine ölse bu kadar da gürültüde kopmaz sanırım. Toplumsal yaşamın bir dezavantajı da ölümün yan etkileri işte. Sırf kendi sonumuzu değil, başkalarının o bilmediğimiz karanlığa gidişini, yani ölümü merak ediyoruz hep ve bir gün birisi daha ayrıldığında yaşantıdan, açıklayamadığımız son ile baş başa kalıyoruz.

Oysa ki toplumsal yaşamdan muaf salt insan; içselleştirdiği dünyasında kimseyi sevmeden ve önemsemeden yaşayabilse ölebilir miydi ? Ölüm o insan için ne ifade edebilir ?  Belkide varlığı ile yokluğu bir olan faili meçhul bir başlangıcı…

Ölüp gitmek bizler için beklenen ve kanıksanmış bir olağandan ibarettir. Asıl ürküncü ise hayatta kalmaktır. Sondan değil, sonsuzluktan korkmaktır. Bu yüzden eğer ölebiliyorsak, ne mutlu bize.

bu dünyaya kendi isteğimle gelmedim ben,
şaşkınlıktan başka şeyim artmadı yaşarken

kendi isteğimle de gidiyor değilim şimdi
niye geldik kaldık, niye gidiyoruz bilmeden.

Hayyam, dostum…

İnsanlık Kaç Yazar ?

Denemeler, Serbestleme 1 Yorum

the_author_by_gewitternacht.jpgİnsan neden yazar ?

Anlatacak çok şeyi olduğu içim mi yoksa yitip gitmeden üretebildiği yegane şeyi ölümsüz kılabilmek için mi ?


O yegane şey de aslında insanın ta kendisi olsa gerek.
Mutlak son olan ölümün ışığında, insan kendini kayda değer sanmak için zihnini kayda geçiyor.

Evet; söz uçar yazı kalır..


O zaman her birey bir söyleyecek söz bulmalı bu dünyada.
Ancak böyle söyleyecek sözü olan insanlar ve toplumlar baki kalır yaşamda.

Dil, din, ırk, cins, tipografi farketmez!
Firavunları ölümsüz kılan da aslında budur.

Sanmasın kimse beraber gömüldüğü o eşsiz servetler yada piramitler
Onların asıl ölümsüzlüğüdür hiyeroglifler.

Meyhane Yalnızlığı

Denemeler, Serbestleme Yorum Ekle

kulustur1.gifKalem değil, kağıt bitti bu gece. Bir meyhanede anca bu kadar yalın ve kağıt gibi boş kalınabilirdi zaten. Ne de güzel duruyor kadeh, şalgam isyanın kırmızısında ve hayat kadar acı. Gene de alkol kadar dokunmuyor.

Müzik inceden, incesaz okşarken içimi, masa masa adamlar ve kadınlar, dumanlar arasındaki silüetler gibi.

Belirsiz her yüzde binlerce ses….

Tanrı da benim tüm bu uğultuyu duyduğum gibi, insanlığın sesini tek başına duyabiliyor mu acaba ?

Tüm bu sesler ve kimseler… Ben onları duyabildiğim için var sanki. Benim düşünmek istediğim kadar..

Neden ağlıyor şu kadın ? Onu da düşünüyorum.

Güz gibi dökülüyor yaşlar gözünden. Tüm bu sesler, yüzler…

Hepsi de Tanrı’ya kara çalma, varlığa isyan aslında.

Külüstür’06

Tanrıyı Biliriz, Düşünceye ise İnanırız

Denemeler, Serbestleme 2 Yorum

Külliyen olasılıkları hesaplamaktan ibaret kuantum fiziği, açıklamaya alıştığı yaşam standartlarında mutlak doğruların yerine tecrübeyi koyuyorsa eğer, doğa ve düzen varoluşun bir parçası değil, insanın algılarıyla var ettiği birer ürün haline geliyor. Bu da yaşantıya incelenebilir bir hal vermektedir.

Yani kuantum fiziği, modern materyalizmin aksine, varlığın değişimini açıklamak için onu gözlemek gerekliliğini savunuyor fakat, yapılan gözlemlerin bile ayrıca gözlemlenmesi gerekliliği nedeniyle kendi ekseninde dönüp duruyor…

Peki bu döngüyü durdurmak mümkünümüdür ? Açıkça; bunun ayırtına varmak imkansızdır. Tıpkı tanrının varlığını kanıtlamak gibi. Örneğin; dünyamızda bir dolu yaratı var. Ama tanrıya kimin ihtiyacı var ? Beynin algılayabildiği, gözün görerek kodladığından yada duyulardan ibaretse eğer, dömgüyü durdurmak için duyularımızı kapatmamız gerekmez mi ?

Bana kasılırsa bu kaçınılmaz. Mutlak düşünceye erebilmek için. Bunun  en basit yollarından birisi ise bilinç altına inebildiğimiz hal, uyku hali, yani “düş”tür.

Bana yürüdüğümü kim söylüyor ? Düş mü? Yol mu? Tanrı mı? Peki ya ayaklarım?  Evet ben varolduğu biliyorum, peki ya doğru bildiklerim var olanlar mı?

Demek ki sahip olduklarım dışa vuran bilincimin ta kendisi. İşte o zaman ben uçtuğumu bilebilirim, rüyamda uçmak da bunun bir örneği olabilir. Peki Bu “gerçek” olabilir mi ?

Madde cisimsel, durağan ve tartışılabilir, tıpkı gerçek olduğunu varsaydıklarımız gibi. Peki ya düş ? Durmadan geleceğe gittiğimiz her an da, geri dönebilmek ya da montaj yapar gibi hayatta birden fazla zamanda aynı yerde olmak nasıl mümkün olabilir ?

Zaman bize hep geçmiş ile geleceği veriyor. Fakat hepsinde aynı anda olmak da mümkün. Geleceği düşünün!

Bu ölüm ile yaşam dediğimiz ikiz kardeşlerden hangisinin iyi çocuk hangisinin kötü çocuk olduğunu bilebilmekten farksız bir şey. Düş cisimsel olmayan madde ise, her şeyi aynı anda yaşıyor olma ihtimalimiz yüksek değil mi ?

Bizim hayat dediğimiz aslında aynı paralelde bulunan milyonlarca ihtimalden seçerek yaşadıklarımızdır. Yani bilincimizin olasılıkları…

Bilincin olasılıklarını saptayan gözlemci ise “ruh”tur!

Ruh, yani bilincimizin olasılıklarını saptayan gözlemci, zihin arınmadan algılanamaz. Zihnin arınması için ise pozitif düşünceye ihtiyaç vardır. Fakat bu secret ile olabilecek gibi değil, yani günlük yaşamda imkansızdır. Çünkü biz günlük yaşamda pozitif düşüncelerimizi kötülerin üstüne koyarak bir nevi günü kurtarıyoruz ve onu boşa harcıyoruz.

Yani hücrelerin dünyasında, pozitif düşünceyi heba ediyoruz. Bu nedenle bilincimizin olasılıklarını saptayan o yegane “ruh” da ancak düşüncede ayyuka varabilir. Düşün dışına çıktığımızda ise biz yokuzdur, düzenin yanılsamaları vardır.

Düşünce, düş ve ruh olmadan, “ben”i yaratabilmek tanrı olmak demektir.

Bu yüzden mutlağı arayan tüm insalar, yani hepimiz üretim bantında ve sürüncemede kalan tanrılarız, olasılıklarımızı saptayan o mutlak gözlemci ise, yani ruh ise insanlığın kaderi

Birini düşünüyorum. O var. O’nun beni düşündüğünü düşünüyorum, onu da kendimi de var ediyorum. Üstelik onun beni düşündüğünü düşündüğüm için kendimi onun zihninde var ediyorum. Başkalarının beni düşünen bu adamı düşündüğünü düşündüğüm için de, başkalarının hayatında da ben varoluyorum. İşte bu deneyimin ta kendisidir. Ben kendimi aslında bir başkasının üzerinden görmüyorum. Bunu yapamam. Ben kendimi ancak kendi yarattığım başkaları üzerinden görebilirim. Böylece tüm dünyayı benim bir parçam olarak kabul edip, ancak merkezden kendimi ve kendimleri yöneterek, herkesle ve tüm benliklerle ortak dünyayı yaşayabilirim !
Bu sadece zihnimde ve düşümde geçerli. Düşünüyorum, düşündükçe bildiğim tanrıyı kurguluyorum, arzuluyorum ve yaşatıyorum, bu yüzden de düşünceye inanıyorum…
Böylece hayatta umulmadık ve umulmadığı için açıklayamadığım hiçbir şey kalmıyor.

« Önceki Sayfa Sonraki Sayfa »

Get Adobe Flash playerPlugin by wpburn.com wordpress themes