Sandık

Denemeler, Serbestleme Yorum Ekle

İdeal Türkiye Özlemi :
yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür,
ve bir orman gibi kardeşcesine

Nazım Hikmet Ran

Günümüz Türkiye’si :
korkunçtur yalnızlığımız
bir oyun oynanır oyalanırız
orman değiliz artık, milli parkız

İsmet Özel

kötülük sihiri

Denemeler, Serbestleme Yorum Ekle

kotuluk.jpg

çakmak argoysa
sigara pornodur

alkol kötülüklerin
piçi kalır bu durumda

Kurşun Aynası

Denemeler, Serbestleme 4 Yorum

kursun.gif

Bu sefer de oturdum,
kurşun kalemle edebiyatı değil,
esneyen duygular ile geceleri düğüm olan
boğazımı dile getirmek istedim.

E paylaşmadıktan sonra tüm bu efkar neye çare ?

Alkol, Sigara, Gece ve Pencere..

İçeri ışık girse ne farkedecek şimdi,
ertesi gün unuttuğunu unutarak
aynı geceyi tekrarladıkdan sonra hele

Sabit kalan, üstün körü geçilmek istenen
ama hep orada duran acılar.
Bunları biri duymadığında ne ifade ediyor ki zaman ?

Hele duymak istediklerimden uzak olunca..

Acaba kaç yazar daha kaldı şimdi
baş parmağı ile avuç içi ağrıyan.

Kurşun kalem gibi acıyla yontulan.

“-sın-dı-lar”

Denemeler, Serbestleme 1 Yorum

hrant61.jpg

çamuru at izi kalsın
katlet,
aydınlık kararsın.

sevgi ile kardeşlik,
derinlerde çatışsın.

acılı basın telaşlı,
söz uzak yazı kaldı.

uçurtmayı vurdular,
farklılığı biri sandılar.

yüz binleri dışarı taştı,
ayrı dillerde aynı ses
“hepimiz” aykırı sanıldı.

kurşunu atan da yiyen de,
devlet için sayıldı.

kalan yazı uzak söz,
manşetlere taşındı.

içimizdeki meşru öteki,
bu diyardan taşındı.

çekimleri aynı,
telaffuzu farklı fiilleri
sözde kötü sanıldı

sevgi ve kardeşliğin,
sol yanı yetim kılındı.

“o kadar kifayetsiz ki…”
son günlerde üzülerek ve dehşete kapılarak izlediğim Türkiye’de
faşizme yol veren tüm genç vatandaşlara armağan olsun….

hrant için dim dink yürüyüşe devam !

Ben, Ademoğlu ! Deneme 1 2 3

Denemeler, Serbestleme 1 Yorum

Hep ölmekten korkuyoruz, çoğu zaman da nasıl ve ne şekilde olacağını kurgulayarak zamanı geçiştiriyoruz, özelliklede orta yaşlılarda çok görüldüğü üzere, sonun nasıl geleceğini merak ediyoruz.

Bunun nedeni belki ölümü doğuştan değil de, yaşam içersinde idrak ederek öğrendiğimizdendir. Önce başkaları üzerinde test edip en son kendimize gelecek olan bu boktan durumdan zihinde kaçmak için ise gündelik icatlar ile uğraşıyoruz.

Peki ya ölemezsek ?

Mutlak sonu olan bir şeyden korkmaktansa, bu sonu yaşayamamaktan korkmak daha da felaket olmaz mı ? İnsan dediğin de zaten hep bir öğrenme ve açıklama, bu sayede rahatlama üzerine kurulu bir kimya değil mi ? Ne kadar çok soru var bu gizemli kurgu hakkında. Tanrı, cennet, cehennem, enerji, günahlar sevaplar..

İnanlar ve inanmayanlar hep ölümü, cenneti ve tanrı gerçekliği gibi sorularla, karanlık sonu aydınlığa kavuşturacakları o günün heyecanı ile durmadan her şeyi sorguluyorlar. Çünkü insanoğlu bilmediğinden korkuyor. Keşfetme güdüsünün bize has bir tılsım olması da bu yüzden herhalde.

Ölüm de eğlencesini buradan sağlıyor aslında, herkes kendisine yaşayıp kendine ölse bu kadar da gürültüde kopmaz sanırım. Toplumsal yaşamın bir dezavantajı da ölümün yan etkileri işte. Sırf kendi sonumuzu değil, başkalarının o bilmediğimiz karanlığa gidişini, yani ölümü merak ediyoruz hep ve bir gün birisi daha ayrıldığında yaşantıdan, açıklayamadığımız son ile baş başa kalıyoruz.

Oysa ki toplumsal yaşamdan muaf salt insan; içselleştirdiği dünyasında kimseyi sevmeden ve önemsemeden yaşayabilse ölebilir miydi ? Ölüm o insan için ne ifade edebilir ?  Belkide varlığı ile yokluğu bir olan faili meçhul bir başlangıcı…

Ölüp gitmek bizler için beklenen ve kanıksanmış bir olağandan ibarettir. Asıl ürküncü ise hayatta kalmaktır. Sondan değil, sonsuzluktan korkmaktır. Bu yüzden eğer ölebiliyorsak, ne mutlu bize.

bu dünyaya kendi isteğimle gelmedim ben,
şaşkınlıktan başka şeyim artmadı yaşarken

kendi isteğimle de gidiyor değilim şimdi
niye geldik kaldık, niye gidiyoruz bilmeden.

Hayyam, dostum…

« Önceki Sayfa

Get Adobe Flash playerPlugin by wpburn.com wordpress themes