Senede sadece birkaç gün hatırlanmak istemiyoruz..

Haber 2 Yorum

Ülkemizde yaşayan 8.5 milyon Özürlü vatandaş var.  Sağlıklı vatandaşlar ile aynı hak ve özgürlüklere sahip olması gereken 8.5 milyon kişi. Ama biz onları senede sadece birkaç kere hatırlıyoruz, haklarını da o gerekli günlerde savunduğumuzu söylüyor sonra da kendi yaşantılarımıza geri dönüyoruz.

Biz bu yüzden Bi’Bakar Mısınız? Haraketi olarak, henüz bir senemizi doldurmadan; alışılagelmiş farkındalık söylemlerini yıkarak, somut faydaları ellerimizle inşa edebilmek adına üçüncü aktivist eylemimizi gerçekleştirmek için 15 Mayıs’ta Taksim’de tekrar bir araya geliyoruz.

Herkese “Sadece Özel Günlerde Hatırlanmak Ne Kadar Doğru” sorusunu sormak  için 15 Mayıs Cumartesi günü saat 14:00’de Taksim Galatasaray Lisesi Önünde buluşarak, Beyoğlu Belediyesi Sanat Galerisi önüne kadar düdükler öttürerek yürüdükten sonra, AKUT ekibinin de katılımıyla, Sanat Galerisi Bİnasından dev bir pankart sallandırıyoruz:

“Sadece 3 Aralık Dünya Özürlüler Gününde ve 10 – 16 Mayıs Sakatlar haftasında hatırlanmak istemiyoruz !

Engelli, engelsiz. Özürlü, özürsüz herkesin o gün orada olması dileğiyle.

Ayrıntılı bilgi için buraya tıklayabilirsiniz.

2010 Blog Ödülleri ve Eleştirileri

Sosyal Medya 1 Yorum

Girizgah

Sabahın erken saatlerinde Utopic Farm ekibi olarak GoKart etkinliğinde bulunduğumuz için bu yıl blog ödüllerine biraz geç gittim. Halbuki bundan bir sene önce kişisel bloglar kategori birincisi olarak koştura koştura girmiştim salona. Uzun lafın kısası; geç gittiğim için yalnızca ödül törenine katıldım.

İşin aslı, bu sene dereceye giren blog yazarları içerisinde sadece İş Dünyası Kategorisi yarışmacılarından Ömer Ekinci, İpek Aral Kişioğlu ve Afşın Avcı’yı tanıyordum. Zaten birincilik ikincilik ve üçüncülük de yazdığım sırayla onlara gitti. Bunların dışında ise aklımda kalan iki şey var. Moda Blogları kategorisi üçlüsü ve günün en baba ödülünü alırken sahneye kızıyla çıkan babaolmak.com. Bu arada; kendilerini tanımıyorum ama, Moda Blogları kategorisinde ödül alan hatunlar, yarıştıkları kategorinin hakkını verircesine etrafa fena neşe saçtılar.

.

Blog Ödülleri

Gelelim tartışılan konulara. Elbette gündem halk oylaması ve ilk beşe girerek juri önüne çıkan blogların bunu ne kadar hak ettiğiydi. Onun dışında PozitifTV‘nin yayınına kast eden Vodafone 3G servisi yüzünden Friendfeed’de dönen dedikodular da kulağımıza geliyordu. Blog ve ödül demişken, Uğur Özmen Hocam ile sohbet ederken bana söylediği şu sözleri sizlerle paylaşmak isterim. “Dünyanın hiç bir saygın ödülü halk oylaması ile verilmez” Şüphesiz burada mevzu niceliğin niteliğin ötesine geçmesi. Hocamın bahsettiği de bu. Bunu geçen sene sadece halk oylaması ile ödül kazanmış bir blogger olmama rağmen ben de destekliyorum. Örneğin, bu sene de bir çok insanın favori göstermesine rağmen Meşgul Sinyali blogumuz halk oylamasını geçemedi. Oysa ki, özgün içeriğin desteklendiği böyle bir platformda, juri en azından halk oylamasından önce devreye girmeli.

Juri dediğin nedir ki? Demeyin. Konu juri olduğu zaman da nitelik ile niceliği dengelemek gerekli. Yani; teknik açıdan bir blogu değerlendirmenin ve ödüle layık görmenin yanı sıra, bir blogu niteliği açısından da değerlendirebilecek bir kadro oluşturulmalı. Bu da her kategorinin farklı juriler tarafından değerlendirilmesi anlamına gelmektedir. Uğur Hoca ile sohbet ederken; kendisi de bu konuya değinerek, aslında BÖ! ekibi tarafından işin bu şekilde oluşması için çok emek harcandığını ama hiç de kolay olmayan bu sürecin malesef tamamlanamadığını söyledi. Umarım bundan sonraki yıllarda gerek Eray Endeş ve ekibi, gerek üstadlar, gerekse bizler kafa kafaya vererek bu işin nasıl daha ileriye taşınabileceği tartışırız.

Blog vs Blogger

Gelelim benim aklıma takılan bir diğer soruya. Blog Ödülleri mi? Blogger Ödülleri mi? Daha önce bir XING buluşmasında Volkan Ekiz‘le karşılaştığımızda da, ayak üstü sohbetimiz esnasında paylaşmıştım bu görüşümü. Ödül bloga mı verilmeli, bloggera mı ?  Geçen sene ödülü Yiğit mi aldı? yicit.com mu aldı? gibi sorular silsilesi devam edebilir. Aslında burada konu mecraları mı ödüllendiriyoruz, yoksa yazarları mı ? Onu ortaya koyabilmekte. Hatta ben bunu söylediğimde Volkan Ekiz de bana, artık micro-blogging ödüllerin bile düşünülmesi lazım demişti. Çok doğru !

İnsanlar artık tek bir mecrada yayın yapmıyor, üretilen içerik tek bir kaynak ile sınırlı değil, örneğin kendimi ele alacak olursam, yicit.com, bibakarmisiniz.com, stilyasam.com, eldevariki.com, mesgulsinyali.com gibi birden fazla blogda farklı konularda yazıyorum.Eskiden her konuyu kişisel blogumda yazardım. Bu anlamda yazarlık yaptığım bloglardan bir tanesinin bile ödül almış olması beni zaten ihya eden bir durum gibi gözükse de; bunlar içerisinden sadece bir tanesi benim baş yapıtım, o ödül almamış olunca ben de aslında ödül almamış oluyorum sanki? Keza bugün İpek Aral Kişioğlu da benzer bir durum yaşadı. Kendi blogu ikinci oldu ama, birinci ve üçüncü olan bloglarda da yazıları mevcut.

Aslında belirli bir süre sonunda bu konuda da belki bir çalışma yapılması ön görülebilir. O noktada da işin içine bir bloggerın ne kadar sık yazdığı, hangi konularda yazdığı, hangi bloglara yazı yazdığı, sosyal medyayı nasıl ele aldığı, blogların teknik yeterlilikleri, blog yazılarının hedef kitleye ulaşım biçimleri vesaire gibi bir çok etken işin içine girecektir. Zor iş vesselam! Düşünmek, üretmek, bu yolda şunca kelamı etmemize neden olan insanlara teşekkür ederek geleceği üretmek gerek.

Kazananların tam listesi için tıklayın.

Sansüre gittim geleceğim..

Haber Yorum Ekle

Herşey habervaktim.com’da yer alan bir haberi ile başladı. Sonra internette hemen tüm video paylaşım sitelerinde Baykal’ın sex kasedi olduğu iddia edilen görüntüler yayınlanmaya başladı. Sabahtan beri sayısız insan bana bu görüntüleri içeren bağlantıları atıp duruyor. Gerçi an itibariyle yayın yapan tüm sitelere erişim engellendi ama sabah erken saatte görüntüleri izledim ben…

Milliyet’te yer alan habere göre de Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’a ait olduğu iddia edilen ve bazı internet sitelerinde yayımlanan görüntülerle ilgili olarak soruşturma başlatmış. O yüzden ortalığı fazla bulandırmadan, karşı karşıya kaldığımız bu yeni sansür girişiminin tadını çıkarıyoruz..

Keşke siteler kapatılmadan önce, onlara bir ihtar yapılıp görüntüleri kaldırmaları istenseydi..

Sıralı Otogaz Sistemleri Vadisi

Reklam 3 Yorum

Şu sıralı otogaz sistemleri pazarında ne para varmış arkadaş ya ! Oldum olası şaşarım zaten bu kadar çok diziye reklam verecek parayı nereden buluyorsunuz diye. Hele hele son iki yıldır düzenli olarka Arka Sokaklar ve Kurtlar Vadisi gibi pahalı dizilere reklam veren Atiker ve Zavoli sıralı otogaz sistemleri markalarını ayrıca takdir ediyordum ki; LOVATO sıralı otogaz sistemleri reklamını görene kadar.

Buyrun karşınızda Tırtlar Vadisi Lovato Reklamı, yorumsuz. (Youtube)

YouTube Preview Image

Polis 0 – 1 Mayıs

Haber, Serbestleme Yorum Ekle

2007 1 Mayıs’ını anlatırken şöyle başlamışım yazmaya : Kadıköy: Polis yok, olay yok. Taksim: Polis çok, insaniyet yok.. Bugün bunun ne kadar doğru bir saptama olduğunu anladım. Sabahın erken saatlerinde Taksim Meydanı’na doğru yürümek için Şişli’deydim ve Şişli’den Taksim Meydanı’na kadar kontrol noktası dışında bir tane bile üniformalı polis memuru görmedim çünkü polis ilk defa olması gereken yerde, arka sokaklarda ve çemberin dışında, tek tük de çatılarda konuçlanarak asli görevi yapmaktaydı.

Yıllardır kavgasını verdiğimiz Taksim Meydanı ise Türk-İş, Hak-iş, Disk, Memur-Sen, Kamu-Sen ve Kesk’in kontrolünde tam bir şenlik havasındaydı. Evet, bayram değil, şenlik diyorum çünkü herşeyin bu kadar iyi ve şaşırtıcı bir şekilde rahat olmasından mütevellit alana giren herkesin suratında bir şaşkınlık vardı. Doğal olarak bu şaşkınlık insanların davranışlarına da yansıdı. Beklenenin aksine şarkılar ve türküler o kadar coşkuyla söylenemedi, yüksek nidalı sloganlar atılmadı. Muhtemelen gelen herkes meydanı izlemekten, olan biteni anlamaya çalışmaktan, 33 yıl önce olanları düşünmekten bağırmaya fırsat bulamadı. İşte tam da bu noktada, tertip komitesinin sazı eline alması gerektiğini düşünürken gördük ki, aynı şaşkınlığı onlar da yaşıyorlar :)

Nasıl yaşanmasın ki? Daha iki sene önce sabah karşı Disk binası basılmış, içeri gaz bombaları atılmış, meydana yürümek isteyen emekçiler coplanmış, medyaya sansur uygulanmış ve canlı yayın görüntüsü alınması engellenmiş, muhabirler darp edilmiş, koca Taksim Meydanı ise işgal altındaki bir meydan görünümüne bürünmüştü. Açıkcası benim aklımda da hep o görütüler vardı.

Gelgelelim korteje bambaşka bir hava hakimdi. Herkes taşıdığı pankartlarla, halaylarla, şarkılar ve türkülerle kendini ve sorunlarını ifade etti. Ne karışan vardı, ne de birbirine kış diyen. Kemalisti, Sosyalisti, Anarşisti, Devrimcisi, Eşcinseli, Medyatiği, Sosyetiği, Öğrencisi, Beşiktaşlısı, Galatasaraylısı, Fenerbahçelisi herkes bir aradaydı. Herkesin sorunu ve görüşü dile geldi. Herkese bu imkan tanındığı ve kimseye ayrılacalık yapılmadığı 1 Mayıs kutlamalarına gölge düşmedi.

Umarım 2011 1 Mayıs’ı gene bu güzel görüntüler ve hoşgörü içerisinde daha da coşkuyla kutlarız.

Neymiş?
Demek ki oluyormuş..

Çektiğim fotoğraflar için tıklayınız

Sonraki Sayfa »

Get Adobe Flash playerPlugin by wpburn.com wordpress themes