Akılsız “Baş”ın cezasını “Ayaklar” çeker !

Bugün 1 Mayıs 2008, geleneksel olarak her sene katıldığım kutlamalara bu sene katılamadım. Geçen seneden daha da beter olarak, bu sene devlet eliyle uygulananlar çok daha vahim sonuçlara yol açtı. Henüz sabah saatlerinde DİSK Genel Merkezine, içeride 1500 kişi varken polis tarafından operasyon uygulandığı haberiyle sarsıldık. İstanbul Valisinin dilinden düşürmediği provokasyon böyle bir şey olsa gerek dedim kendi kendime.

Aslında bu işin böyle olacağı en başından belliydi. Geçtiğimiz günlerde başbakan’ın “AYAKLAR BAŞ OLURSA KIYAMET KOPAR” açıklaması, bu hükümetin emeğe ve emekçiye bakış açısını ve her köşeye sıkıştığında kullandığı “milli irade” kavramından ne anladığını da açıkca ortaya koyuyor. Kaldı ki; özgürlük ve demokrasi kavramlarını her söylevinde dile getiren AKP hükümetinin, sıkı yönetim uygulamalarını da aşan bu polis-devletçi yaklaşımı, ülkemizdeki demokrasinin sadece göstermelik olduğunu bir daha idrak etmemizi sağladı.

İstanbul, bugün gaz bombalarının arasında 25.000 küsür polisin kontrolünde, tıpkı işgal altındaki Irak gibi bir görünüme büründü. Taksim meydanı ise sessiz ve hayalet bir meydan görünümündeydi. Belki de hükümetin işine en çok bu geldi. Çünkü aksi olsaydı yüzbinlerce emekçi barış ve kardeşlik içinde bayramlarını kutlayacak, AKP hükümetinin açılım olarak sunduğu Sosyal Güvence ve Sağlık zulmünü eleştirecekti. İşte hükümet bunu göze alamadı !

Yüzbinlerin barış içinde kutladığı bir işçi bayramında , kapatma davası ile iyice köşeye sıkışmış olan AKP’ye, dünya nezdinde bir darbenin de işçi sınıfından gelmesini bu hükümetin hazmetmesi düşünülemezdi. İşte bu yüzden “ayak” olarak nitelendirilen bu ülke insanları, seçtikleri “baş”lar tarafından ezilmek istendi. Bunun adına da provokasyon dediler. Oysaki 1 Mayıs Taksim Meydanında kutlansaydı, 25.000 polis memuru emekçileri gerçek provokatörlerden hayli hayli koruyabilirdi. Ama Onlar bunun yerine terör türetmeyi, ve bu terörü emekçi kesimin üzerine püskürtmeyi tercih ettiler. Bu da bu ülkenin kara lekesi olan 12 Eylül geleneğinin halen devam ettiğini göstermektedir.

120 küsür yıllık bir gelenek olan 1 Mayıs Osmanlı’da bile kutlanıyordu. Bugün de dünyanın 166 ülkesinde resmi bayram olarak  kutlanmaktadır. Ülkemizde ise her sene potansiyel bir gerginlik olarak gündeme gelmekte. Bu gerginliğin tek sebebi ise süregelen 12 Eylül alışkanlıkları…

Kimileri farkında olmayabilir ama 1 Mayıs 2008 tarihi itibariyle bir facianın eşiğinden dönüldü. Bunu bu şekilde tırmandıran ise mevcut yönetim ve zihniyetidir. Eğer bugün devlet eliyle yönetilen bu provokasyona sendikalar ve üyeleri alet olsaydı, sokaklardaki olaylar çok daha büyük boyutlara ulaşabilirdi.

İnanıyorum ki; dünyada 1 Mayıs’ı meydanlarda kutlamaya en çok hakkı olan halkların başında geliyoruz. Çünkü Taksim’de 37 şehit veren de bizleriz, suçlananda. İşte bu yüzden Taksim geçmiş ile yüzleşmektir, çünkü Taksim 12 Eylül geleneğine çomak sokmaktır, çünkü Taksim özgürlük ve eşitliğin hiçe sayıldığı bir ülkede, işçi sınıfının ellerinde yeşeren devrimci geleneğin fiilen yok edilmek istendiği yerdir.

Bu yüzden Taksim Meydanını en çok emekçiler hak etmektedir. Hükümetin görevi ise emekçilere zulm etmek değil onlara hesap vermektir. Sırf bu yüzden Dün 77’yi Taksim’de yaşayanlara ve bugün faili meçhul cinayetler ile yaşamaya alıştırılan bizlere en azından bir özür borçlular. Fakat biz bunun mümkün olmadığını da bildiğimiz için bu ülkede emeği ve emekçileri potansiyel tehlike unsuru olarak gören yönetimlere karşı  kazanılmış hakların ve özgürlüklerin takipçisi olmaya devam edeceğiz.

Bu ısrar devletin kanlı 1 Mayıs ile yüzleşmesi, elindeki “orantılı” gücü halka değil, kontrgerillalara, faili meçhul cinayetlere, çetelere;  değerlendirilmeyen istihbaratlara yöneltmesi için de elzemdir.

6 Comments

  1. Garip gelebilir ama bir bakima biyik altindan guldum hazreti erdogan ve ekibinin bu tavrina. Bir anlamda gercekten korktulari, asla gundeme getirilmesini istemedikleri gerceklerle yuzlesecekleri icin. Beni sosyalist olarak en cok cezbeden konu bir toplumda veya onun herhangi bi kesminde yasanan gercek olaylardir. Felsefe bakimindan da boyleyiz biz, ‘madde gercektir oglum’ der ve yanlizca gerceklerle ilgileniriz biz. Simdi, bunun yazmamin tek sebebi Turkiye’deki soyalist orgutlenmelere bugun yasanan olaylarin cok acik bi sekilde politik olarak yurutecekleri bir zemin saglamis olmasidir. Biraz sacma gelebilir, ama en azindan buradan gorebildigim kadar manipulatif gundemlerle – turban/laiklik – secmene kendini mazlum olarak gosterebilen bir iktidar partisi aslinda kendi kalesine gol atmistir. Acik acik sunu demektedir…” arkadas eger bana karsi muhalifsen sakin ha gercek bir gundemle gelme, yanlizca benim belirledigim manipulatif bir gundem ekseninde gorusunu belirt. Daha sonra ben siram geldigimde secmene yine mazlum edebiyatini yapabileyim.” Eehh… iste ne guzel bir firsat, bu iktidar denilen AK parti’nin aslinda ne kadar kendi halkindan uzak oldugunu ve gerektiginde halkina karsi uygulayabilecegi fasist yontemleri acikca ortaya seren bir olay. Bu secmene dogru bir orgutlenme icinde sunulursa Turkiye’ de bazi seyler bi nebze dahi olsa sosyallesmezmi..??
    Tabi benim bu beklentim Ataturkculer’den degil, olamazda zaten.

    Bu arada Yigit naber, uzun zamandir gorusemedim 😀 bari buradan bi selam edeyim dedim..ayrica sana burada hizli bir sekilde buyuyen sosyalist parti’den bahsetmek isterim…o da sonraya kalsin.

  2. Yiğit Kalafatoğlu 02 Mayıs 2008 at 07:15

    Ceva; yorumun için teşekkür ederim. Aslında gelip yakından deneyimlemek isterim o büyümeyi, mamafih şu sıralar pek mümkün değil.

  3. Yiğitciğim, biliyorsun 1 Mayıs 2008 perşembe gününe denk geldi. Bu bizim Saccharine’ in düzenli olarak Balans’ta sahne aldığı gün. Grup arkadaşlarımdan biri bununla ilgili bir “event” oluşturdu facebook adlı sitede. “Bu perşembe 1 Mayıs! Artık 1 mayıs için Taksim’e gelmişken akşam Balans’a uğramayı da ihmal etmezsiniz.” şeklinde, trajikomik, bir not iliştirmiş sonuna. Buna cevap olarak, gevrek kahkahalara arkadaş, aynen şöyle yazdım; “Güzel kardeşim, bu topraklarda 1 Mayıs için Taksim’de yürüdükten sonra, akşam Balans’a uğrayıp iki tek atıp, canlı müzik dinlemek gibi bir konsept yok! Bunu yapsa yapsa, kadim dostum Yiğit Kalafatoğlu yapar.” Yazını okuduktan sonra hemen aklıma bu olay geldi ve fakat ne insanlar yürüyebildi Taksim’de o gün; ne de biz çalabildik!!

    Her zamanki gibi büyük bir keyifle okudum yazdıklarını. Yalnız bu sefer en çok hoşuma giden yazının başlığı oldu. Sanki yazı için uydurulmuş bir başlık değil de, başlık için yazılmış bir yazı gibi.. Akılsız başın cezasını ayaklar çeker.. Ben bunu hem toplumsal, hem de bireysel olarak aldım. Yani vurgulamak istediğin, “akılsız hükümetin cezasını işçiler çeker, fikri kadar, aç parantez en azından benim için kapa parantez, ağır basan “her toplum hakettiği biçimde yönetilir” fikrini de anımsadım okurken. Bu yüzden tebriklerden bir demet sunuyorum.

    Yukarıdaki yorumu okurken ise Atatürkçülük kavramını bir kez daha
    sorguladım içimden. Yorumu yazan arkadaşın algı sorununa mı üzüleyim, yoksa O’na bunu söyleten Atatürkçülerin! varlığına mı; bilemedim.. Bildiğim tek şey iki tarafın da özümseme sorunu olduğu!

    Daha da ötelersek, Atatürkçü diye bir etiket yaratıp, bunu toplumun sadece belli bir kesimine yapıştırmak ne kadar da salakça… Atatürk sorgulanabilir ve eleştirilebilir. Bunda bi sorun yok. Ve fakat neden bu düşmanca tavır?

    “O’nun benden bir beklentisi olmasa da, ben bir Atatürkçü olarak, “ceva” kod adlı kardeşimden, ülke menfaatleri doğrultusunda, gelecekte, çok şey bekliyorum” derken şunu demek istiyorum; Taksim’de yürüyüp slogan atan Yiğit’i de, Balans’ ta bira içip dans eden Yiğit’i de çok seviyorum.
    Aynı topraklarda yaşamamızın değerini bilerek…

  4. Yiğit Kalafatoğlu 03 Mayıs 2008 at 08:45

    Öncelikle Okan; iltifatların için teşekkür ederim, aynı zamanda beni doğru analiz edebilmen açısından da sevinçliyim.

    Toplumsal Grupların belirli etiketler altında betimlenmeleri ve bu kullanılarak bir arada yaşamın zedelenmesi pek de yeni bir adet değil.

    lakin ceva’nın sözü, sana yada bir başka Atatürk’çüye değil. Kendini Atatürk’çü olarak ortaya koyan ve bunu siyasi emel ve rant olarak gören insanlara.

    Ben bu şekilde anlamlandırdım, kaldı ki kendisi bu topraklarda bir arada yaşamasına izin verilmeyen bir ailenin ferdi.

  5. 1997 1 Mayıs’ında o meydandayken,31 yıl sonra böyle yorumlar yapabilecek bir oğlum olacağını düşünemezdim.

    Şimdi orada can veren arkadaşlarımı saygıyla anarken,o meydandan sağ çıkabilmiş olmamın bir işe yaradığının gururunu taşıyorum.

    Bugün senin gibi bir oğlum olduğu için, adını Yiğit koyarken,yanılmadığımız için ne kadar sevinsem azdır.

  6. böyle olamasının sebebi sendikaların suçu.Ayrıntısı 2 mayıstaki emre aköz’ün ve enginç ardınç’ın yazılarında. Not:bu yazılar mide bulandırabilir,dikkat!!

Leave a comment

Your email address will not be published.


*