Tehlike’nin ardından. . .

Kendimi bildim bileli, sesimi duyurmak, bazen ise vicdanımı rahatlatmak için alanlarda hep hareket içerisindeydim. Susurluk’tan ölüm oruçlarına, katledilen her aydının cenazesinden, umut dolu 1 Mayıslara, Filistin Halkına yapılan zulümden, Savaşa Hayır kampanyalarına kadar. Hatta 2003 yılında “Irak’ta Savaşa Hayır” oluşumunda aktif olarak üstlendiğim roller de vardı..

Malum, ortaokul ve lise boyunca “çok zeki” ve “gelecek vaadeden” arkadaşlarım, hatta bu insanların aileleri tarafından da tiye alınırdım. İşin ilginç kısmı ise “sen sokağa çıkınca mı değişecek bunlar” diyenlerin son günlerde bana ahkam kesmesi.

Aslında o kadar sevindirici ki insanların büyüdükçe bazı kavramları daha iyi kavradıklarını görmek. Ben de onlara hak veriyorum çaresiz… 14 Nisan hakkında dikkat çekmek istediğim de biraz bu duygularla eş değer. Ne yalan söyleyeyim; Hrant Dink cinayetinden beri karamsarlaşan yüreğim, demoktratik sesin yükselmesi ve insanların sözlerini eyleme dönüştürebilmeleri sayesinde az çok aydınlandı. Lakin şövenist söylemler ile galeyan ve korku ortamı yaratmak, insanları sokağa yönlendirmek de şeriat kadar tehlikelidir, bunu kimse göremiyor mu ?

Eyleme katılan insanların kafasının ardında duran söylem neydi ? Çankaya’ya çıkacak olan kimsenin Erdoğan ya da bu zihniyete yakın duran birinin olmamasıydı. Demokrasinin ve laikliğin korunması ve kollanmasıydı. Bunun için hangi mesaj dayatılıyordu : Tehlike’nin farkında mısınız ?

Şimdi sorarım ben size, sivil toplum kan ağlarken, AKP’nin yasa tasarılarına karşı TBMM önünde nöbet tutulurken, insanlar meydanlarda biber gazı solurken neden gün yüzüne vurmaya karar veren bu demokratik tavır Türk Bayrakları ile desteğe gelmedi? 4 yıldır bu insanlar ve diğer düşünce mahsulü galeyanlar neredeydiler? AKP hızla kadrolaşırken doğan “tehlikenin” farkında değil miydiler yoksa? Ya aydınlar şeriata kurban giderken, ya da rektörler yurdum köşelerine sürülürken neden kimsenin sesi çıkmıyordu ? Ampul yatsıya kadar yandı tabi…

Tamam.. Erdoğan ya da herhangi bir AKP’li Cumhurbaşkanı olmamalı. Buna demokratik ve siyasi açıdan hakkı olsa da o koltuğa oturmamalı. Bu konuda hem fikirim. Ama bu örümcek kafalılara bu yüreği, bu cesareti, bu cürreti, bu yüzsüzlüğü verenler de, sesini çıkarmak için sadece 14 Nisan’ı bekleyenler değil midir ? Asıl suçlular, asıl Cumhuriyet karşıtları da aslında bu insanlardır ! Benim derdim de bizzat onlarladır…

Kısacası yanlışlık, miting’i düzenleyenlerin daha önce varolmaları gereken yerlerde olmamasındadır. Kendi kitlelerini alanlardan sakınmasındadır. Aynı platformda var olma, birlik ve beraberlik içerisinde demokrasi ruhunu sokağa taşıma ve sosyal demokrasiyi yaşatabilme amacından sapmasındadır. 14 Nisan’da “yarın çok geç olacak diye” mikrafondan haykırdılar ! Unuttukları tek şey ise, mazide varolmadıkları için, şimdi çok geç kalmış olduklarıdır…

Şunu unutmamak gerekir; günü kurtarmak için her yükselen siyasi dalga ile şövenist tavırlar sergilemek, birşeyleri değiştirmek adına yeterli değildir. Bu yüzden “tehlike” var ise eğer bu, harakete geçmekte gecikenler tarafından yaratılmış ve yönü politik olarak değiştirilmiş bir “tehlike”dir.

Aslolan Atatürkçü düşünce, işine gelince dayatmalar ile hatırlatılan bir olgu değildir. Hayatın her anında demokratik davranmak, demokratik zihin yapısını her doğan gün hazmedebilmektir.

Şimdi lütfen oturun, savuşturmayı istediğiniz tehlikenin ardında kalan karanlığı ve gelecekte doğması muhtemel tehlikeleri önlemek adına ne yapacağınızı düşünün. Yoksa geç kalınmış günlerimiz de olmayacak.

2 Comments

  1. marx ın ideoloji anlayışında toplum sürekli bir cehalet içinde yüzen kutsal ışığın karşısındaki aydınlanmadan nasibini almamış bir şekilde yaşam seyrine devam eder,daha ileriki zamanlarda ideoloji anlayışında toplum deyim yerindeyse biraz toparlanmıştır ve fakat gramsci nin hegemonya tarifinden yola çıkılarak onu iktidara boyun eğdiren -rıza-sının alındığı deşifre edilmiştir.Sözü bugüne kısaca getirirsek peter sloterjnik in sinik ideoloji kavramına denk düşen bir yerde görüyoruz toplumu ,şöleki marx taki bilmiyorlar ın yerini biliyorlar ama yapmıyorlar gibi bilinç yüklü acı bir seçimi haykıran bir ifade karşımıza çıkar.
    yıl 20007 sinizm yine dünyada olduğu gibi ülkemizdede son tartışmalarda kendini göstermiş durumda,mafya,dini cemaatler,çıkar çevreleri ile direkt ilişki içindeki parti liderleri ve sinik toplum biliyorlar ama seçiyorlar biliyorlar ama alkışlıyorlar ,biliyorlar ama tapıyorlar,,,artık kutsal ışık da karanlıklarda onu çıkaracak olan toplumunu aramakta,

    yicit kardeş görüşmek üzere imla hataları affola

  2. Baris Inkaya 20 Nisan 2007 at 08:15

    Bir dusunun. Birisinden hoslaniyorsunuz. Ona yakinlasiyorsunuz. Butun hamlelerinizi yapiyorsunuz. Bu yolda ilerlerken de bakiyorsunuz ki, evet, o da sizden hoslaniyor. Tam bu vakitten sonra kac gun kac ay sonra ona onu sevdigini soyluyorsunuz.. []

Leave a comment

Your email address will not be published.


*