Tayyip’in vurduğu yerde Gül biter..

Serbestleme 10 Yorum

Beklenen oldu.
Sözde değil “özde”Cumhurbaşkanı adayı, Başbakan tarafından sonunda tüm ihtişamıyla ve gövde gösterisine dönüşen tavırlarla beyan edildi. “Ilımlı” islamın “ılımlı yüzü” Abdullah Gül sahte şaşkınlıklar içerisinde alkışlara boğuldu. Bütün eleştirilerden ve klişeleşmiş yergilerden önce sanırım hatırlanması gereken bir husus da çok önemliydi ki, o da demokrasinin varlığına olan bağlılığımızdır. Abdullah Gül ya da başka biri farketmez, biz istesek de istemesek de Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığını ve onu seçen bu Meclis’i kabullenmek zorundayız zaten. Erdoğan’ın başbakanlığını meşru saymakla başlayan bu süreçte alternatif bir yolumuz da kalmış değil.

Erdoğan Olsa Belki Çankaya’dan İndirirlerdi.
Güzel ülkemin yüce insanları ! Sanırım bir çok kişi şimdi de böyle düşünenler arasında yer alacaktır. Velhasıl, Erdoğan’ın izlediği siyaset takdire şayan. Bir yılı aşkın bir süre kendisi üzerine belli belirsiz çektiği bütün yıldırıcı eleştirilere göğüs germiş, sonunda da dediği gibi kamuyu şaşkına çeviren bir aday belirlemiştir. Bazıları Erdoğan Çankaya’dan aşağı diyerek, AKP’yi ve tabanını sindireceğini, askeri de eş zamanda dürterek Çankaya’nın kaderini sağlama bağlayacağını düşüne dursun, Başbakan kimseden çekinmediğini gösterircesine, çoktan seçmeli öss sorusu kıvamındaki denklemi nihayetlendirmiştir. Nasıl mı ? Denklem çok basit. Daha önce Cumhurbaşkanlığı ile adı anılanların da dediği gibi. 1 Koyup 3 Almaca. Yada 3′ün birine takılıp kalmaca gibi birşey aslında.

Eşitliğin bir tarafı Başbakanlık, diğer tarafı Cumhurbaşkanlığı diyelim. Şimdi bize öyle bir tepkime gerekli ki, yıllar boyu sürecek kadrolaşmaya ve AKP iktidarına zemin hazırlansın. Bunun için şüphesiz kadroda bulunan gelenekçi kökenli bir adet yedek lider, Cumhurbaşkanlığı için aday gösterilmek üzere bulundurulmak zorundadır. Böylece kimseden korkmuyoruz mesajı kamuya ve tabana iletilirken, gelenekçi ve eşi baş örtülü birinin aday gösterilmesi ile de ne kadar cesur bir politika güdüldüğü tabana gösterilecektir. Sonuçta Cumhurbaşkanlığı Milli Görüşe yar olurken, daha etkin bir konum olan Başbakanlık da AKP nezaretinde devam edecektir… Enfes !

Erdoğan’ın denklemi aslında bu kadarla bitmiyor. Asıl politika zihnin içerisinde gizlidir, çünkü Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olması demek aynı zamanda Erdoğan’ın AKP içerisindeki olası rakibinin de etkisiz hale gelmesi demektir. Yani Gül’ün adaylığı Erdoğan’ın kendi koltuğunu ilelebet sağlama alması anlamına geliyor. Bu da AKP içerisinde istikrar ve huzur demektir. Sanırım şu günlerde onlardan mutlusu yoktur.

Gelelim ABD’nin ılımlı islam dayatmalarının “baş”rol oyuncusu, Oscar Adayı First Lady’mize; kendisi başörtüsü ile üniversiteye giremedi diye Türkiye Cumhuriyeti’ni Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine şikayet etmiş, açtığı dava düşe yazınca da geri çekmiş birisidir. Yani kamu nezdinde ülkeyi küçük düşürmek olarak görülen ve en çok tepki alan davranışların hasını gerçekleştirmiştir. Bu nedenle kafalarda şüphesiz “ulan bunlara mı kaldık, ülke elden gidiyor” düşüncesi kuvvetlenecektir. Zaten Meclis, Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı da AKP’ye geçince ivmelenecek olan kadrolaşmada göz önünde tutulursa, bizi yepyeni endişe ve kaygı günlerinin beklediğini söyleyebilirim. Tehlikeden daha beteri, tehlikenin korkusudur. Bu nedenle populist eylemler de devam edecektir şüphesiz.

Son olarak; sakın bu yazıda unuttum sanmayın. Asker’den bahsetmek için bizzat son kelamı bekledim, belki onlar da 80′lerden başlayarak görmezden geldikleri ve büyüttükleri “yeşil tehlikeyi” bir kalemde silmek için hep olduğu gibi “kadife eldivenin altındaki demir yumruğu” bekliyorlardır…

Kurşun Aynası

Denemeler, Serbestleme 4 Yorum

kursun.gif

Bu sefer de oturdum,
kurşun kalemle edebiyatı değil,
esneyen duygular ile geceleri düğüm olan
boğazımı dile getirmek istedim.

E paylaşmadıktan sonra tüm bu efkar neye çare ?

Alkol, Sigara, Gece ve Pencere..

İçeri ışık girse ne farkedecek şimdi,
ertesi gün unuttuğunu unutarak
aynı geceyi tekrarladıkdan sonra hele

Sabit kalan, üstün körü geçilmek istenen
ama hep orada duran acılar.
Bunları biri duymadığında ne ifade ediyor ki zaman ?

Hele duymak istediklerimden uzak olunca..

Acaba kaç yazar daha kaldı şimdi
baş parmağı ile avuç içi ağrıyan.

Kurşun kalem gibi acıyla yontulan.

14 Nisan Değerlendirmesi.

Serbestleme Yorum Ekle

Bir dusunun. Birisinden hoslaniyorsunuz. Ona yakinlasiyorsunuz. Butun hamlelerinizi yapiyorsunuz. Bu yolda ilerlerken de bakiyorsunuz ki, evet, o da sizden hoslaniyor. Tam bu vakitten sonra kac gun kac ay sonra ona onu sevdigini soyluyorsunuz?

Asil sorun bu yukarida anlattigim sorun. Kesinlikle dogru, gec kalindi.. Yilanin basi ufakken ezilmeliydi.. Simdi bas oldu kocaman. Basla yetinmedi, kadroda bir vucud niyetinde bitti altinda hemen. Bunun farkinda olan millet, bunun tehlike oldugunu sezdigi andan itibaren bekledi.. Niye? Cunku o aptal, o gereksiz, emin olmama, “aman simdi dusundugum gibi degilse cok sacma birsey, gereksiz birsey yapmis olurum” diye dusunmekten idi.

Bu topluluga elbette kizilacak, elbette nefret puskurtulecek, ayni bir insana kotu oldugu icin nefret puskurttugumuz gibi. Ama insanin dogasinda olan birsey bu. Hele bir de Turk milletinde bu, “ya bi dur hersey olacagina varir” yaymisligi var ya.. heh iste o bizi bitiriyor cogu zaman.. Gelip de biri kahveye “abi AKP yuzde 40 la mecliste” diye panikledigi zaman, millet gulmustur suratina, “ordu var, zart var zurt var”.. Hicbirsey yok kardesim.. Sen varsan varsin, yoksan yoksun.. O kadar. Yani kisacasi, milletimiz bicagi kemiklerinde soyle iyice bir hissetmeden kilini kipirdatmaz.. Ha bunlar Cumhuriyet dusmani mi ? Hayir.. Rejim ortagimi ? hayir.. Bilincsiz mi? Hayir.. Salak mi? E yok.. nedir..? hmmm Korkak? evet evet.. Korkaklar..

Simdi boyle bir vaziyetteyken, elimizdeki tek sey olan bu korkaklari iyi kullanip, onlara yapacaklari seyden degil olabileceklerden korkmalarini ogretip, onumuzdeki ve ayni anda su andaki tehlikeyi yok etmemiz sarttir. Oyle ya da boyle, su anki konumdayiz. Ister korkak olsun, ister baska birsey. Birlesmemiz sart. Bu yuzden ben onlara dusman gozuyle bakmak istemem. Ama o kalabaligin yarisi en ufak birseyde toz olup gider, bunu da iyi bilirim.

Simdi bu bilincle bakildiginda, ister kiz ister kizma. Yaptiklari dogru mu? Dogru.. En azindan birkac korkak daha cesur yapildi o mitingde.. En azindan “abi ben yalnizim o yuzden bir sey yapmiyorum” diyenlere mesaj verildi.. En azindan “Cumhurbaskanini ‘Onlar’ degil ‘Meclis’ sececek. Otursunlar oturduklari yerde” diyen ampul, Meclis ve Millet hakkindaki farkli seviye goruslerini belirtti. Baska bir deyisle ‘Meclis Milleti temsil etmiyor’ dedi Millet Meclisi icin bagira bagira..

Yanlislarimiz sayemizde dogrularin ne olmasi gerektigini gorduk biz. Iyi gibi duruyor ama degil.. Ileri gorusluluk yok.. Ben son 5 senedir yirtiniyorum. Turkiye kendi icinde kiskirtiliyor. Dunya da Turkiye ye kiskirtiliyor. Ornek: Los Angeles da bir universitede bir filozof hocasi diyor ki “Iste Turkiye de hirsizlik yapani alip bir meydanda hangi eliyle yaptilarsa o elini kesiyorlar” tarih 16 Nisan 2007. Kim dedi bunu ona? Profesor bir de bu. Bunun anlattigi cocuklar ne olacak? Yarin oburgun ABD ya bize OZGURLUK getirmeye kalkarsa? O zaman anlatiriz birbirimize, tayyibin basta olmasinin ne kadar yanlis oldugunu.. Baska bir ornek olarak da, daha Turkiye nin yerini bile bilmeyen ermenilerin yapmis oldugu kiskirtma.. Saniyorlar ki Turkiye ermeni soykirimini kesinlikle reddediyor. Kimse Turkiye nin “gel kardesim arsivimizi actik anlasalim tartisalim nedir ogrenelim” dedigini bilmiyor. Bilmek istemiyor. Ayrica onlara gore Osmanli degil TURKIYE yapti bu sozde soykirimi. Aglayan cocuk resimleri gosterip evet olmustur bu soykirim diyorlar (Turkiye de bunlarin farkinda olmaniz biraz zor ondan soz ediyorum).

Niye bunlari anlatiyorum. Ulkemizde sokaklarda “SALE” yazisi goruyorsaniz. “Shoes”, “SHOCK”, “TOP TEN” yazilarini goruyorsaniz. Sokaklarda kara carsaf sayisi arttiysa. Internet adresleri kapatiliyorsa (bkz. eksisozluk). Hrant Dink, “Turk kani pistir dedi” diye bir haber ajansi spekulasyon yaratip, olmadik yerde, bizi destekleyen bir ermeniyi vurdurtuyorsa. Yurt disinda bu “Bakin ermeniyi vurdular konusuyo diye” diye yankilaniyorsa. ABD de CNN de, Papa Turkiye ye geldiginde, Pope in Turkey, adli haber serisinde, ne zaman Turkiye deseler, arkada Turbanli kadin resmi, ne zaman terorist deseler arkada Turk bayragi varsa. Gosterdikleri bir vidyoda bile, bir tane basi acik kadin yoksa. Bence bu artik belli birseydir. Apacik kiskirtmadir.

Hicbir ulke, bir yere savas acarken kendi halkinin bu savas yuzunden karsi ayaklanmasini istemez. Bu yuzden o halki o savas acacagi yere duyarsiz kilmak ister. Bu savas silahla yapilmayadabilir korkunuz oysa sadece. Ricam sudur ki, lutfen, aylarca beklemeden soyleyin onu sevdiginizi.

Konuk Yazar Barış İnkaya.

Tehlike’nin ardından. . .

Serbestleme 2 Yorum

Kendimi bildim bileli, sesimi duyurmak, bazen ise vicdanımı rahatlatmak için alanlarda hep hareket içerisindeydim. Susurluk’tan ölüm oruçlarına, katledilen her aydının cenazesinden, umut dolu 1 Mayıslara, Filistin Halkına yapılan zulümden, Savaşa Hayır kampanyalarına kadar. Hatta 2003 yılında “Irak’ta Savaşa Hayır” oluşumunda aktif olarak üstlendiğim roller de vardı..

Malum, ortaokul ve lise boyunca “çok zeki” ve “gelecek vaadeden” arkadaşlarım, hatta bu insanların aileleri tarafından da tiye alınırdım. İşin ilginç kısmı ise “sen sokağa çıkınca mı değişecek bunlar” diyenlerin son günlerde bana ahkam kesmesi.

Aslında o kadar sevindirici ki insanların büyüdükçe bazı kavramları daha iyi kavradıklarını görmek. Ben de onlara hak veriyorum çaresiz… 14 Nisan hakkında dikkat çekmek istediğim de biraz bu duygularla eş değer. Ne yalan söyleyeyim; Hrant Dink cinayetinden beri karamsarlaşan yüreğim, demoktratik sesin yükselmesi ve insanların sözlerini eyleme dönüştürebilmeleri sayesinde az çok aydınlandı. Lakin şövenist söylemler ile galeyan ve korku ortamı yaratmak, insanları sokağa yönlendirmek de şeriat kadar tehlikelidir, bunu kimse göremiyor mu ?

Eyleme katılan insanların kafasının ardında duran söylem neydi ? Çankaya’ya çıkacak olan kimsenin Erdoğan ya da bu zihniyete yakın duran birinin olmamasıydı. Demokrasinin ve laikliğin korunması ve kollanmasıydı. Bunun için hangi mesaj dayatılıyordu : Tehlike’nin farkında mısınız ?

Şimdi sorarım ben size, sivil toplum kan ağlarken, AKP’nin yasa tasarılarına karşı TBMM önünde nöbet tutulurken, insanlar meydanlarda biber gazı solurken neden gün yüzüne vurmaya karar veren bu demokratik tavır Türk Bayrakları ile desteğe gelmedi? 4 yıldır bu insanlar ve diğer düşünce mahsulü galeyanlar neredeydiler? AKP hızla kadrolaşırken doğan “tehlikenin” farkında değil miydiler yoksa? Ya aydınlar şeriata kurban giderken, ya da rektörler yurdum köşelerine sürülürken neden kimsenin sesi çıkmıyordu ? Ampul yatsıya kadar yandı tabi…

Tamam.. Erdoğan ya da herhangi bir AKP’li Cumhurbaşkanı olmamalı. Buna demokratik ve siyasi açıdan hakkı olsa da o koltuğa oturmamalı. Bu konuda hem fikirim. Ama bu örümcek kafalılara bu yüreği, bu cesareti, bu cürreti, bu yüzsüzlüğü verenler de, sesini çıkarmak için sadece 14 Nisan’ı bekleyenler değil midir ? Asıl suçlular, asıl Cumhuriyet karşıtları da aslında bu insanlardır ! Benim derdim de bizzat onlarladır…

Kısacası yanlışlık, miting’i düzenleyenlerin daha önce varolmaları gereken yerlerde olmamasındadır. Kendi kitlelerini alanlardan sakınmasındadır. Aynı platformda var olma, birlik ve beraberlik içerisinde demokrasi ruhunu sokağa taşıma ve sosyal demokrasiyi yaşatabilme amacından sapmasındadır. 14 Nisan’da “yarın çok geç olacak diye” mikrafondan haykırdılar ! Unuttukları tek şey ise, mazide varolmadıkları için, şimdi çok geç kalmış olduklarıdır…

Şunu unutmamak gerekir; günü kurtarmak için her yükselen siyasi dalga ile şövenist tavırlar sergilemek, birşeyleri değiştirmek adına yeterli değildir. Bu yüzden “tehlike” var ise eğer bu, harakete geçmekte gecikenler tarafından yaratılmış ve yönü politik olarak değiştirilmiş bir “tehlike”dir.

Aslolan Atatürkçü düşünce, işine gelince dayatmalar ile hatırlatılan bir olgu değildir. Hayatın her anında demokratik davranmak, demokratik zihin yapısını her doğan gün hazmedebilmektir.

Şimdi lütfen oturun, savuşturmayı istediğiniz tehlikenin ardında kalan karanlığı ve gelecekte doğması muhtemel tehlikeleri önlemek adına ne yapacağınızı düşünün. Yoksa geç kalınmış günlerimiz de olmayacak.

Yalancı tehlike…

Serbestleme 6 Yorum

add.jpg
Miting Güzel, Hoş.
Cumhuriyete sahip çıkma güdüsü ve hortlamaya karar veren bastırılmış demokratik tepki de öyle.
Sivil toplumun kendini arayışında sokağa kazasız belasız dökülen yüzbin de en azından medeniyet ile uygarlığı bir arada idare edebilme kapasitemizin varlığını bize hatırlattı..


Lakin, benim sözüm ADD’ye..
Her konuda olduğu gibi, ADD Atatürk’ü bu sefer de AKP’ye karşı meze yapmıştır.
Bir ülkede özelleştirme ve kadrolaşma diz boyu olabilir, sesimizi yükseltmek bu nedenle elzem de olabilir. Hatta ve hatta; Çankaya karalar bağlamasın diye Erdoğan’a karşı çıkabiliriz de. Ama insanların yüreklerine “Ata’m elden gidiyor korkusu” salmak hiç mi hiç doğru değildir çünkü böyle bir durum söz konusu dahi olamaz.

Ancak bu tür söylemler devam ettikçe ve korku insanların içine girdikçe, bu olasılık yaratılabilir.
Bu ülkede her vatandaş, her birey bilir ki Cumhuriyet ve Sosyal Demokrasi asla elden gitmez, gitmemiştir de.
Öyle ki; 12 Mart’lar 12 Eylül’ler görmüş, dünyada hiç bir sol kuşağın yaşamadığı eziyetleri yaşamış nesiller, bugün hala her platformda savaşmakta ve yapay korkular yerine düşünce üretmekte.


Uzun lafın ganimeti; Atatürk’ü idrak etmekten yoksun, ama gıyabını her konuda put gibi dayatmakta ustalaşmış olan Atatürkçü Düşünce Derneği, içinde bulunduğu tutum yüzünden ben ve benim gibi daha nice bireyleri  sokağa inmekten mahrum kılmıştır. Orada gerçek birer devrim neferi olarak çoğalmak isteyen ve sayısı belki de milyonları bulacak bir eylem potansiyeli varken, milleti korku psikolojisi ile yönetme ve yönlendirme politikasına meze eden ADD yüzünden, katılım yüz binlerde kalmıştır…
Eğer Atatürkçü düşünce gerçekten idrak edilebilseydi, bu ülkede irticadan da önce “Biz Atatürk’ün partisiyiz” diyerek rant sağlamaya çalışan Baykal ve kadrosuna tepki gelirdi. Çünkü Atatürk’ü sömürmek ve siyasete meze yapmak en büyük edepsizlik, en büyük ayıptır.

Öte yandan bu tutum aklı pek de işlemeyen karambolculeri siyasette kazanmak adına yıllardır işe yarıyor olabilir. Ama unutulmaması gereken şey; bu ülkede son 30 yıldır ”aman komunizm bize uğramasın, aman faşistler onlarla çatışmasın” bahanelerinin ileri sürülerek sosyal demokrasinin sindirildiği, bunun yerine irticanın desteklendiği ve pompalanan bu irtica sayesinde bugün bu durumda olduğumuzdur.

Bu senaryonun baş aktörlerinin ise şimdi Atatürkçü Düşünceyi kendilerince yorumlayıp bize dayatan siyasetçiler olması ve kendi yarattıkları bu canavardan politik olarak ürkmeleri çok komik değil mi ? Cumhuriyet elden gidiyor diyenlere aldanıp hemen kanmayın. Cumhuriyetin bizim gidi düşünce mahsülü gençler varolduğu sürece bir yere gittiği yok, giden tek şey bazılarının irticaya kaptırdığı iktidar koltuğudur. İşte bu yüzden birilerinin bize Cumhuriyet gidiyor demesi beni çileden çıkartıyor…

Sen kim oluyorsun da benim sahip çıktığım Cumhuriyete, sırf kendi politikan için elden gidiyor diyerek beni korkutmaya çalışıyorsun ? Hiç bir şeyin bir yere gittiği yok, korku ve baskı ile topluma hükmetmekten vazgeçin artık ! En azından ben ve benim gibi düşünenler; bize aydınlık gözükenlerin gözlerine biraz daha dikkatli bakmaya çalıştıkça kimseye kolay pabuç bırakmayacağız…
 

Fotoğtaf : okuat.blogspot.com

« Önceki Sayfa Sonraki Sayfa »

Get Adobe Flash playerPlugin by wpburn.com wordpress themes