Sevgili fenerbahçe yöneticileri

Spor 6 Yorum


Aşağıdaki yazı iyi bir Fenerbahçe’li olan arkadaşım Gürkan’a ait. Kendisi bu yazıyı kulübe fax olarak iletmeden önce, sizlere benim aracılığım ile ulaştırmayı uygun gördü. İnanılmaz güzel bir yazı olmuş. Kulüp ve Futbolcu isimlerini değiştirerek okuduğu zaman, her taraftarın kendine sorular yönelteceğini düşünüyorum…

Ben Fenerbahçeli olmanın gururunu ve onurunu yaşayan, kendimi bildim bileli sarı lacivert renklere gönül vermiş, hemen her yıl lisanslı formamı almış, elimden geldiğince maçlara gelmiş, son 6 senedir hangi şifreli kanaldaysa hiç aksatmadan maç yayınını veren kuruluşa üye olmuş bir taraftarım.

Bilmiyorum sizin için futbol ne ifade ediyor ama benimle aynı görüşe sahip olmadığınızdan eminim. Bu yazıyı da taraftarımız böle istiyor,taraftarımız şöyle ayaklandı,hepsi arkamızdalar diye en yoğun şekilde söylediğiniz günlerde yazarak benim gibilerinde var olduğunu size hatırlatmak amacıyla yazıyorum.

Sevgili Fenerbahçe’nin büyükleri, son olarak Beşiktaş Türkiye kupası maçında yaşanılan olaylardan dolayı ayaklanmış, uzun süredir hayretle izlediğim söylemlerinizi ayyuka çıkararak beni hayal kırıklığına uğrattınız. Hatırlatırım ki aynı saatlerde biz Beşiktaş’la -ki kanımca Beşiktaş tarihinin en vasat kadrosudur- Türkiye Fortis kupası maçı yaparken ve bu kupanın en önemli özelliği Uefa’ya katılmak ve birkaç milyon dolarken (eminim üç Anadolu kulübüyle maçta toptan bu parayı çıkarmanız mümkün) Uefa ‘da Espanyol-Werder Bremen, Osasuna-Sevilla yarı final maçları yapılmaktaydı.

Takdir edersiniz ki bu takımlar hele ki alınan sonuçlara bakılırsa Fenerbahçe’den 3-5 gömlek üstün takımlar (1 gün önce oynanan şampiyonlar ligi yarı finalindeki takımlar gibi) değil. Bunu kadrolara göre değil Fenerbahçe’nin kurumsal yapısına ve gelirine bakarak söylüyorum.

Hakikaten Türk futbolu adına utanç verici bir gecede iki büyük takım Fortis sponsorlu kupada savaşa benzer bir maç yaparken, ve sonuçta Fenerbahçenin üstün oynayıp, Alex’in kaleciyi bile çalımladıktan sora topun üstüne basarak düştüğü, bomboş pozisyonda bir çok golden faydalanamadığımız maçta, yabancı statüsünde diye yolladığınız Türk Nobre (mert) üç kişinin içinden kafayla golünü atarak Beşiktaş’ı üst tura taşıdı.

Bu maç için yapılacak yorumlar bu kadar bu kadar olmadır. Bunu üstüne basarak söylüyorum Fenerbahçe bir futbol takımıysa ve sizde bir futbol takımının yöneticisiyseniz ve en az sizin kadar fanatik bir Fenerbahçeli olarak yapılacak yorumunuz bu kadar olmalıdır. Eğer çıkıp da hakemlerden, federasyondan, çirkeflikten, devletten gem vurmaya başlarsanız bizleri utandırmaya başlarsınız ki bu son zamanda çok sık yapmaya başladığınız bir durum.

Geçen sene fakir fukara edebiyatı diyerek kötülediğiniz, hakemlere saldıran, kendini aciz gösteren takımların seviyesinin altına inersiniz ki indiniz. Eğer maçın kader adamı Baki‘yse sizin için Mercimek soyadlı bu futbolcu kardeşimizin Beşiktaş’a ne kattığına bakın, oynamasa Beşiktaş’tan nelerin eksileceğine bakın. Ağlamaklı bir şekilde yaygara yapıp insanların birbirinin boğazını çok normalmiş gibi kestiği futbol ortamında sinirleri hangi hakla daha da gerdiğinizi düşünün.

Biz bu işin ucunu bırakmayacağız, Uefa’ya Fifa’ya gideceğiz Lig TV den çıkacağız ve hatta ligden çekileceğiz gibi çocukça açıklamaları yapmak benim taraftarı olduğum, gönlümü verdiğim asil takımımın asaletli yöneticilerinin mi ağzından çıkıyor? Ben sizlerden dün utandım. Fenerbahçelilik bu değil. Dün gece oynanılan futboldan değil, futbolcuların kaçırdıkları göllerden, yaptıkları hatalardan değil, beğenemediğimiz güldüğümüz rakiplerimizin seviyesinin katlarca altına maçtan sora yaptığınız suni isyanla düşürdüğünüz için sizden utanıyorum.

Maden bu kupaya bu kadar önem veriyordunuz sayın Zico;İnönü’de neden 5 as futbolcunuzdan eksik bir kadro ile çıkıp tek forvet Semih’le gol aradınız? Madem bu kupa bu kadar önemliydi neden tüm grup maçlarında tamamen yedek kadroyla çıkıp bir antrenmanmış gibi davrandınız. Türkiye deki futbol kirli demeden önce bizi ilk maçta Alex’i Kezman’ı (ki bu iki futbolcunun toplam değeriyle 4-5 Anadolu takımı ligde mücadele ediyor.) yedek kulübesinde otururken izlettiniz.

Ve sevgili yönetici büyüklerim! Fenerbahçe futbol takımının iyi futbolculardan kurulu bir takım olmadığını ne zaman anlayacaksınız? Bizi Türkiye dışında hiç mi futbol maçı izlemiyor hiç mi futboldan yada futbolcudan anlamıyor zannediyorsunuz? Devid’e Edu’ya verdiğiniz paraların değdiğine, takımda 2 yada 3 oyuncu hariç Anadolu kulüpleri yada Avrupa’da kümede kalmaya oynayacak takımlar dışında futbol oynamayacak futbolcuların olmadığına, aslında Avrupa’nın yıldızlarına sahip olduğumuza inanmamızı nasıl bekliyorsunuz ?

Zico’yu Japonya’dan getirirken dünyanın en büyük teknik direktörünü getirmiş gibi davrandığınızda bizleri de inandırdığınızı mı zannettiniz. Lütfen artık ya ! Bizi utandırmaktan vazgeçin. Kurduğunuz takımı tekrar inceleyin ve gözü kapalı bu takım için her şeyini feda eden insanları kandırarak yöneticilik yapılmayacağını idrak edin. Tüccar kafasını bir kenara bırakıp, futbolu futbol için idare edin. Terbiyenizi takının ve oturduğunuz mevkiye yakışır şekilde davranın.

Fenerbahçe taraftarının ayaklandığı isyan ettiğini her fırsatta söyleyip bizi değirmenlerle savaştırmayın. Futbol izlemek istiyoruz ve futbolda çok şey olur,kötü yönetim bunun bir parçasıdır, zaten futboldan akranlarına göre alt seviyede oynayan futbolcu kardeşlerimizi daha da strese sokarak geçen seneki gibi şampiyonluğa mani olmayın. Biz aslında sizi seviyoruz ama siz bizi hiç sevmemişsiniz.M.Gürkan Aynacı

Post.modem Darbe

Haber 8 Yorum

An itibari ile TSK “Mıhtıra” ilan etmiş, AKP’ye ayar vermiştir.
Ülkem insanı olası bir darbeye -tabii bir ihtimal olarak gündemi doldurduğu için- ilk olarak internet üzerinden ulaşırsa eğer, bu teknolojinin fiber optik kablolarını ısırrım ben.

Bakalım bu sakal ile bıyık arasındaki münasebet bazılarının ümidi olan darbe ile mi sonuçlanacak yoksa bu bir kuvvetler arası derbi olarak mı nitelendirilmeli,
takımlardan birisi sahadan çekilinceye dek iki tarafın yenişme sürecini izleyeceğimiz…

AB ABD Irak vs..
Daha önce de belirttiğim gibi, Cumhuriyete sahip çıkmak için Tandoğan’larda, Çağlayan’larda yürümek yersizdir. Aslolan demokrasinin mevcudiyetini korumasıdır. Lakin bugün meydanlarda savrulanlar yıllardır yataklarında uyumaktaydılar.
Bu nedenle de -gene önceki yazılarımda belirttiğim gibi- iktidarın başına Erdoğan’ın geçmesini meşru gören ve sesini çıkartmayanların bugün bir söz söylemeye hakları olsa da yüzleri olmamalıdır. 

Bu noktadan haraketle halk seçim ile başa getirdiği meclisin icraatlarına razı olmasa da saygı göstermek zorundadır. Sivil Toplum bu icraatlara karşı muhalefet oluşturabilir, karşı çıkabilir, görüş bildirebilir ama demokrasilerde asla sivil toplum ordu’dan medet umamaz, ummamalıdır.

Bu nedenle sahici, sanal, postmodern, puştmodern yada post-modem farketmez…
Muhtıra’nın akıbeti ülke adına endişe verici günlerin yaklaştığının sinylidir. Umarım Çağlayan’da AKP’ye sesini tekrarlayacak kitleler, orduya da gerekli mesajı vermeyi unutmazlar !
“Gitsen ne fark eder , kalsan ne fark eder. Aldığın dolarlar elbet bir gün biter”

Sanat-çık

Haber 1 Yorum

Efendiler !
Sanal Platformdaki gerçekliği hakkiki dünyamıza fiziksel olarak uygulayacak öne çıkan bir sanatçı kişi varmış. Şahıs bu şekilde ününe ün, namına nam katmış. Aslına bakarsanız pek araştırmadım kişinin geçmişini, çünkü cahil kalmanın huzru içerisinde gerek de görmedim. “Tanımam etmem, ilgi alanım değildir kalsın dedim” Benim derdim de zaten adamın ünü şöhreti değil,wow.jpg son icraatı…

 

Son olarak Aram Bartholl adlı bu alman sanat kişisi, an itibari ile dünyayı kasıp kavurmaya devam eden ve Ultima’dan sonra bir kült haline gelerek Online Gaming’i tekeline almış olan Word of Warcraft’ı (WOW) gerçekliğe dönüştürme girişiminde bulunmuş. (sağ tarafta sanatçının çalışmasını görmektesiniz)

 

 

 

wowo.jpg

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bilmeyenler için, WoW’da kullanıcıların sahip oldukları karakterler, kafalarının üstünde isimleri ile gösterilirler. Bizim üstad ise bunu fırsat bilip, “yahu bu gerçekte olsa ne olur acep demiş olsa gerek”
–> orjinal WoW Görüntüsü ::.

 

 

Bu iş bana birazcık komik geldi. Belki de 7-8 yıl Ultima oynayıp hayatın her karesinde bunu gerçeğe dönüştürmeye çalıştığımız için. Öyle ki, ortaokul yıllarında Beşiktaş’ı delik deşik edip logar çukurları açtıkları dönemde içine atlayıp “GM Page : Stuck” diye haykırmamızdan esnafa gına gelmişti. Ve daha neler neler… Şimdi bu bana yenilikçi bir zeka ürünü gibi gelmediği için postmodernizmn hangi köşesine koymalı sizce ?

 

 

 

 

 

 

sanatim_benim.gif

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Herneyse..
Bu da benim çalışmam.
Örnek teşkil etmesi açısından !
Evet belki de bir yarışma açmalı. Ne dersiniz ? Şaka değil.
En güzel uyarlamayı yapana da veririz birşeyler…

 

 

 

 

 

 

 

 

Gerilla ..

Reklam Yorum Ekle

sportlife.gif
Hollanda’da pazarında lider sakız firması Sportslife çakkıdı tadında, kendi görüntünü kaydet, seni paketin kapağı yapalım konulu”Freeze the Moment. Make it to the Pack” kampanyasının devamını, cadde cadde, strasse strasse icra etmeye devam ediyor.

Can you make it to the pack” sloganı ile Hollanda Sokaklarında kışkırtıcı ve yaratıcı bir gerilla marketing örneği sunan firmanın işlerini ben çok beğendim. Eğer izlemeyeniniz varsa, bu yaratıcı mecra ve sokak etkinliğini paylaşın derim.

YouTube Preview Image

Gerçek Yaşam Sevgisi

Serbestleme 2 Yorum

Ânı istiyorum ben. Ânı yaşamak istiyorum. Peki ya korktuğum başıma gelirse? Yaşamım bir zaman fonksiyonuyla ifade edilebiliyorsa, ve yaşadıklarım bu fonksiyonun altındaki alansa ve aynı bir noktanın altındaki alanın sıfıra yani bir hiçliğe eşit olduğu gibi, ânın altındaki alan da sıfırsa? O zaman ben nasıl yaşarım bu ânı? Belirli bir aralıkta integral almadıkça, yani ân değil de belirli bir zaman aralığına bakmadıkça yaşadıklarım ’0′a eşit olacaksa, illa da biraz öncemi aklımda tutarak biraz sonramı hesaplıyacaksam, ne anlarım ben bu yaşamdan? O zaman sormaz mıyım ben “Hayata integral alabilmek için mi geldim ben?” diye?

‘Elime bir problem verildi ve ben bunu çözmek zorundayım’ duygusunu kim verdi bana? Kendi fonksiyonunun nereye gittiğine bakarak mı verdi yoksa amacı sadece bir sürü ‘problem’ yaratmak mıydı?

Niye fonksiyonumu renklendirdiğini düşündüğüm değişkenler aslında o fonksiyonun ya boyunu kısaltıyor ya da integral alsan bile sıfıra ulaşacak yerlere getiriyor? Yoksa ben mi bunu yapan değişkenleri renkli buluyorum ve aslında kendi fonksiyonumdan nefret ediyorum? Eğer ki kendi fonksiyonumdan nefret ediyorsam, onu aşağı çekmek benim isteğim oluyor ve dolayısıyla fonksiyonu aşağı çekmek yerine yukarı itmesi gerekmiyor mu kendi isteğim ‘doğrultusunda’ yaşadığım için. Yoksa sadece fonksiyonun bitmesini mi bekliyorum. Bunu beklemek yerine bu olayı direk gerçekleştirenlere neden ‘kayip’ veya ‘yazık’ gözüyle bakıyoruz? Biz çok mu bi bok biliyoruz ki yaşam dediğimiz şu fonksiyonun sonrası hakkında? Yoksa sadece korktuğumuz şeye kızmak eylemini mi gerçekleştiriyoruz çaresizce ve hatta bunu inkar bile ediyoruz?

Motora hiç binmemiş bir insan, neden ona motora biniyorum dediğinizde size “Aman dikkat et düşme” der? Hiç uzun süreli düşmemiş bir insan neden uçaktan atlamaya korkar? Paraşütler hakkında çok mu şey biliyodur ki onların açılmama olasılığını bile hesaplar? Sorsan paraşüt mekanizmasını bu insanlardan kaçı açıklayabillir? Size bir şey söylediklerinde, gerçekten sizin için midir bu söyledikleri yoksa kendilerinin mi o konumda olmalarını istemiyorlardır aslında?

Yaşamımızdaki herşey üzerinde genelleme yapabiliyorsak, bunların programlanmamış olma olasılığı nedir? Daha önce hiç duymadığım, görmediğim, benzetmediğim bir şey yaratamıyorsam, ne kadar zekiyim diyebilirim ki? Zeka olsa bile, herhangi bir sınıf altında bulunan bir yapı, yani bizim insanlığımızın dizayn edilmiş mantığına göre, varolan herhangi birşey, varoluşundan önce yaratılmamış mıdır? Sadece bu bile, eğer gerçekliğin var olduğunu kabul ediyorsak, bunu bize verilen mantık yapısıyla çözemeyeceğimizi kanıtlamaz mı?

Derim ki, daha gerçekliği bilmiyoruz, kim olduğumuzu bilmiyoruz, kendi mantığımızı bile sorgulamıyoruz, tümdengelim ve tümevarım kavramları lafta kalıyor ve insanlığı vücud yapımızla bunlari bir poşetin içindeki ekmekle ve hatta kendi yarattığımız bilgisayarlarla eş tutamıyoruz, herşeyi kavrayan BIR Genel Küme düşünmeden yapamıyoruz, bizi yaratanın amacını bilmiyoruz, daha doğrusu amacımızı bilmiyoruz. O zaman sorarım, bu korku nedir? Yaşamdan korkmak bu kadar kolay mı? Bırakın atlayın ucaktan, bırakın binin motora, bırakın alkol için, bırakın yani. Yeter ki ‘ecelden’ ölmeyin. 70 inizde viagra ve ecstacy den kalp krizi gecirin. Ama yaşadığınızı bilin. Her an ölümle yüzleşin, ama asla ona teslim olmayin. Kısacası fonksiyonunuzu kullanın. Mutlu olun, mutlu ölün.

Sevgiler..

Barış İnkaya

« Önceki Sayfa

Get Adobe Flash playerPlugin by wpburn.com wordpress themes