Perşembe akşamı tüm türkiye, TGRT Haber servisi’nin hazırladığı ”skandal-up show” için ekran başına geçmişti. Bu arada anında uydurduğum bu kinayeli terim için de kendimi kutluyorum.
Herneyse..
Uzun bir süredir birbirlerine bok atmakla iştigal biri Ankara Büyük Şehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, ötekisi Kitle İletişim Unsuru yazar kişi Emin Çölaşan; uzun uzadıya ulusal bir mecrada iki yetişkin ne yapmamalıysa onu yaptılar. Şayet benim meselem kimin haklı kimin haksız olduğu ile ilgili değil, – İstanbul’da oturan ve Hürriyet’ten pek hazzetmeyen bir iletişimci olarak iki taraf ile de iştagal olduğum zaten söylenemez- ben işin bayağılığından bahsetmek istiyorum.
Bre bu ne rezilliktir.
T.V’de şiddeti eleştirmeye, araştırmaya hatta kurtlar vadisine el uzatmaya ne gerek var ? Biri Ankara’nın Belediye Başkanı, öteki Hürriyet Gazetesi yazarı, kamu önünde icraatları ile takip edilen iki zaatın yaptıkları, fazlası ile bizim içinden çıkılamayacak içler acısı durumumuzu sergilemiyor mu ? Tamam biz biliyoruz, nerede bir çatışma olursa o rating getirir. Bir açıdan da TGRT Haber’i kutluyorum. Tespit doğru, işlem başarılı. Ama buna alet olacak kadar cahil olmadığını düşündüğüm Çölaşan ve Gökçek acaba bu işi, yani aralarındaki husumeti bir danışıklı dövüş haline mi getirdiler ?
Gökçek, elimde belgeler var konuşacağım diyordu ama sustu. Çölaşan ise sürekli haydi beni ifşa etmeye gelmiştin nerede o belgeler, göster bırakıyorum mesleği diyip elletmiyordu. O gece ortaya hiçbir şey çıkmadı. Bariz olan ise kimsenin bir şeyi kanıtlamak için orada oturmadığıydı. Bu iki “önemli” şahsiyet acaba bu iş için para almışlar mıdır ? Yoksa o platformda hatır rica için mi oturuyorlardı ? Ben bu soruların cevabını merak ediyorum asıl.
Ümit ediyorumki, yurdum insanı da artık Televizyonda ne seyrederse seyretsin, gördüğü herşeyin bir gösteriden ve kurgudan ibaret olduğunu idrak etmiştir ve benimle aynı kaygıları taşıyor olmasada aynı şüphelere kapılıp, yakın sualler sorar hale gelmiştir.
Türk televizyonlarında bir vaka olarak kendine yer edinen, fiziğinden sesine geçiş yapmak isterken yere çakılan, sonra fiziğinin ötesindeki kadınsılığını fark ederek Digitürk’te Türkmax kanalında kendince bir program sunmaya başlayan Seray Sever’in erkekleri soruları ile hedef alan programında düştüğü durum heyecanlandırıcı ama bir o kadar da düşündürücü idi. İşin en ilginç yanı ise, başına gelen hadisenin başrolünde Ali Poyrazoğlu’nun bulunmasıydı.
Efendim husus şudur;
Seray Sever programda, hayatı boyunca erkek kişiler tarafından tacize uğramadığını belirtince, programın sonunda üstad Ali Poyrazoğlu, Allah ne verdiyse diye tabir ettiğimiz bedensel girişimlerden birisinde bulunarak; “herşeyin bir ilki vardır, insan daha önce denemediği şeyleri denemelidir” sözlerini zikretmek suretiyle, iki eliyle birden seray severi poposundan yakalamış ve havada bir kaç saniye estetik pozlar sergiletmiştir.
Türk Televizyon tarihinde sanırım en anlamlı taciz olayı da böylece gerçekleşti. Ali Poyrazoğlu’nun cinsel tercihi bir yana dursun, erkekleri hedef alan bir programda bir kadının tacize uğraması gerçekten komik. İşin tehlikeli boyutu ise bu tezatlıktan dolma güldürünün, tacizi meşrulaştırıcı boyutlara ulaşmasıdır.
Malum, ülkem sokaklarında toplu katılımla gerçekleşen her sosyal olayda taciz ve buna bağlı linç girişimleri ana haber bültenlerinin en doyurucu unsuru olarak yerini almakta. Söz konusu Ali Poyrazoğlu olunca konsept her ne kadar değişse de olayın bütün kadın dernekleri tarafından kınanması doğal karşılanmalıdır.
Halktan gelen tepkiler ise şüphesiz “püüü şirefsize bah”,”çoluğa çocuğa da mı saygı yok”,”utandık kapadık ailecek izleriken bu hadder de olur mü yaaav” türevlerince olacaktır. Bu da doğal. Zaten ortada bir skandal yok, televizyonun nimetleri bunlar.
Benim üzüldüğüm nokta ise, Seray Sever’e karşı yöneltilen çirkin sözler. Sırf bu durum yüzünden “şırfıntıya bak, tepki bile vermiyor” gibi hakaretler yöneltilecek, Seray Sever’in bir medya mahsulü olduğu ve kendini sadece erkeklere hükmeden kadın olarak konumlandırdığı unutulacak ve o noktada tepki vererek zayıflığa düşmeyeceği düşünülemeyecektir. Nihayetinde bu da gösterinin bir parçasıdır. Alışın.. alışın…