Nisan 25, 2006
Spor
3 Yorum
Fenerbahçe taraftarının Nazım Hikmet’in “Güzel Günler Göreceğiz” şiirini tribünlerde söyleyeceğini duyunca inanamadım.Çünkü bu şiir Fenerbahçe taraftarına yakışmaz! Galatasaray taraftarına da yakışmaz!Trabzonspor taraftarına hiç yakışmaz!Çünkü bu üç kulüp taraftarının Nazım Hikmet’le bir gönül bağı olamayacağı gibi, eminim solcu bir şairin sloganlaştırılmasına da tepki duyan çok sayıda destekçisi vardır.İtalya’da kırmızı renkli kulüplerin kökeni solcudur, mavi renkliler ise sağcı hatta faşist… Dünyanın pek çok ülkesinde kulüpler arasındaki rekabetin siyasi, dini ve ekonomik kökenleri vardır. Türkiye’de futbol taraftarının ortak özelliği ise lümpenliğidir.Ağırlıkla da tribünlerde muhafazakar-sağcılar çoğunluktadır.
Kapalı ve Çarşı’nın rüzgarıyla bir tek Beşiktaş taraftarı diğer taraftarlardan ayrılabilir.Solcu çizgisiyle, muhalif kimliğiyle farklı bir duruşu vardır. İşte son Sivas maçında “Madımak” pankartı açtılar, Sivas’ta yakılan aydınları unutmadılar.Fenerliler’in “Güzel Günler Göreceğiz” sloganını kendilerinden çaldıklarını söylediler.Bu iddia bana da inandırıcı geliyor.Çünkü Nazım Hikmet’in şiirinin hangi taraftara daha çok yakıştığını sorarsanız tereddütsüz Beşiktaş derim.Üstelik bir Galatasaraylı olarak bunu söylerim.Diğer yandan bu kadar lümpen tribünlerde usta bir şairin tartışılıyor olması da sevindirici tabii…
Cengiz Semercioğlu
Hürriyet Gazetesi, Kelebek
Nisan 23, 2006
Spor
Yorum Ekle
Bugün (nihayet!) malum derbinin sonucu belli olmuş olacak. Yazık ki bu yazı, maç başlamadan bitmek zorunda olduğu için sonuç bilinmeden yazılıyor. Fakat aslına bakarsanız bu yazı, derbinin sonucunu da pek umursamıyor. Zira bu yazarın kalbindeki şampiyon evvelden beri belli. Ta 2003′ten beri şahsımın şampiyonu Beşiktaş Çarşı! Irak’ın işgalinden önce tribünlerde “Çarşı Savaşa Karşı” pankartı açarak kalbimi çalan Çarşı grubu, Irak işgalinin üçüncü yıldönümünde de savaş karşıtı Kadıköy’deki eylemcilerini yalnız bırakmayarak tavırlarını sloganlara taşıdı: “Beşiktaş Çarşı savaşa karşı!” Bununla yetinmeyen kahraman Çarşı, birkaç hafta önce de “Çarşı nükleer santrala da karşı!” pankartıyla kendini tribünlerde göstererek şahsımın nazarında fena halde sükse yaptı. Bu sebepten Fenerbahçe- Beşiktaş arasında yaşanan son marş anlaşmazlığı olayıyla ilgili görüş bildirmek gerekti. “İnanın çocuklar!” Nâzım Hikmet’in dizeleri üzerine Edip Akbayram’ın müziğiyle söylenen “Güzel günler göreceğiz çocuklar/ Güneşli günler” tribün marşı, Sarı-Lacivertliler ile Çarşı grubu arasında paylaşılamıyordu birkaç gündür. Şiir-şarkı şöyle: “Çocuklar/ İnanın çocuklar/ Güzel günler göreceğiz/ Güneşli günler…” Nihayet önceki gün Beşiktaş’ın Forza dergisinin yıllar önceki sayısının kapağında şiirin dizelerinin yayımlanmış olduğu görüldü de anlaşmazlık sona erdi, marş Çarşı grubuna iade edildi. Nâzım’ı Çarşı getirir! Bütün bunlar olurken, televizyon bu haberleri verirken tribünleri gösterdi. Yüzlerce insan Nâzım’ın dizelerini deli gibi bağırıyordu. Aklıma geldi, acaba Nâzım Hikmet bir gün yazdığı dizelerin tribünlerde bunca insan tarafından bağırılacağını biliyor muydu? Bir de şu var… 80 öncesinde, annem ve annem yaşındakiler anlatır hep, futbol tribünlerine bakıp devrimci gençler düşünürlermiş: “Arkadaş şunları bi örgütlesek devrim yarın olur mu acaba?” Ben de tribünlere baktım ve düşündüm: Çarşı örgütlense Nâzım’ın mezarı Türkiye’ye gelir mi acaba? Başına bir de çınar demişti, yıllar önce, olur mu Çarşı bağırsa?
Ece Temelkuran, Milliyet
Nisan 4, 2006
Spor
Yorum Ekle
Lucescu’dan sonra, Beşiktaş’ın başına gelen bir diğer teknik direktörün de başka takımlarda açıklayamadığı bazı şeyleri, şimdi açıklıyor olması enteresan değil mi sizce de ? Malum, bundan öncede Lucescu; Galatasaray’ı çalıştırdığı dönemde açıklamaktan sakındığını belirttiği bazı kişisel özelliklerini -ki bunların içinde Marksist olması da vardır- Beşiktaş’a gelince rahatlıkla açıklamıştı.
Tigana, insanlara yardım için yılda 3 milyon euro topladığını söyledi, “Zor bir çocukluk dönemi geçirdim. 12 kişi bir tuvaleti kullanırdık. Bugün üç kişiyiz evimde sekiz banyo var. Hiçbir büyük davete katılmam. Çünkü zamanında paramla bile beni içeri almazlardı” dedi Beşiktaş Teknik Direktörü Jean Tigana, Beşiktaş Dergisi için yaptığı özel röportajda, futbol dışındaki konularda görüşlerini belirtti.Fransız teknik adam, futbolla ilgilenmediği 2-3 yıl boyunca insanlık adına çalışmalar yaptığını, antrenörlüğü de bıraktıktan sonra yeniden bu konuya ağırlık vereceğini söyledi, “Fransa’da yıllık 3 milyon euroya yakın bir yardım topluyorum. Bu parayı Afrika’da hastanelere, yatak, yürüyen araba, pansuman aletleri ve ilaçlar için dağıtıyorum. Bu konuda çok çalışıyorum ama bunları genelde konuşmuyorum” dedi.
Dünyaya ait bir mesaj vermesi istenen Jean Tigana, şöyle konuştu:”Benden önce o kadar çok insan var ki dünyaya güzel mesajlar veren, Gandhi, Nelson Mandela… Bence insanlık adına baktığımız zaman, dünyadaki en büyük problemlerden ikisi; sağlık ve gıda. Çok az insan gerçek kaynaklardan faydalanabiliyor. Mesela su Afrika’da veya başka birçok ülkede büyük bir problem. Bir kirli su kaynağı dünyadaki savaşlardan 10 kat daha fazla insanı öldürebiliyor. Çok büyük bir şey değil ama herkesin kendine ait bir suyu olabilirse bundan büyük mutluluk yok herhalde. Avrupa’dan Afrika’ya ilaç götürdüğümüz zaman şahit olduğumuz o manzara, bir ağrı hapının ne büyük mutluluklara yol açtığını gösteriyor.
Anlamlı mesaj
Bir başka şansım da, annemin beyaz, babamın Afrikalı, yani siyah olması. Böylece her iki taraftan da kabul görüyorum ve bu tene sahip olup pozitif mesajları iki tarafa da iletebiliyorum. Babamın Müslüman, annemin Katolik olması ve biz çocukların babamın bütün toleransını alarak Katolik olarak yetişmemiz de anlamlı bir mesaj diye düşünüyorum.
“Zor bir çocukluk dönemi geçirdiğini anlatan Tigana, “Belki o yıllarda bazı şeylere sahip değildim ama mutluydum. Bu da beni halen mutlu kılıyor. Çünkü elimde olan her şeye şükrediyorum. Benim çocuklarıma bunu anlatmam kolay olmuyor mesela. Çünkü ne istedilerse ellerinde. Biz çok kalabalık bir aileydik, 60 metrekarelik bir evde yaşıyorduk. Bir duşumuz, bir tuvaletimiz vardı ve 12 kişiydik. Şimdi kendi evimde 8 tane banyo var, hepsinin içinde de duş var. Oysa biz sadece 3 kişiyiz” ifadelerini kullandı.
Mütevazi kişilik
Kendisini “çok utangaç ve mütevazılığın en üst seviyesinde” olarak nitelendiren Fransız teknik adam, “Mesela ünlü restaurantlara gittiğim zaman bana altın kitaplar getirirler, imzalamamı isterler. Hiçbirini imzalamam. Çünkü ben basit bir postacıyken benim oralara girmeme izin vermezlerdi. Param olsa bile oralarda yemek yememe izin vermezlerdi” dedi.
Nisan 2, 2006
Serbestleme
1 Yorum
“İKİ SİTEM, TEK İSTEM HEP AYNI SİSTEM…”
Son haftalarda liselerde artan şiddet olayları ve buna bağlı gerçekleşen ölümler, Türkiye’yi bir kere daha göz ardı ettiği gerçekler ile yüzleşmek zorunda bıraktı. Her gün televizyonlardan izlediğimiz, gazetelerden okuduğumuz fakat kayıtsız kaldığımız bazı gerçekler 2006 yılının ilk 3 ayında 6 genç cana mal oldu. İnsan öldürmenin hiçbir haklı gerekçesinin olamayacağı gerçeği bir yana, işin üzücü tarafı, bu cinayetlerin yan bakma, laf atma, söz dinlememe gibi sudan sebepler bahane edilerek işlenmiş olmasıdır.
Devamını Oku