Youtube; yine yeni yeniden
Mayıs 12, 2008 Genel Yorum bulunmamaktaTekrar tekrar yazıp çizmeye gerek yok.
Youtube bir kez daha yasaklandığından dolayı, site içeriklerinde bir takım sayfalarda kısıtlamalar söz konusu. .
Tekrar tekrar yazıp çizmeye gerek yok.
Youtube bir kez daha yasaklandığından dolayı, site içeriklerinde bir takım sayfalarda kısıtlamalar söz konusu. .
Bugün 1 Mayıs 2008, geleneksel olarak her sene katıldığım kutlamalara bu sene katılamadım. Geçen seneden daha da beter olarak, bu sene devlet eliyle uygulananlar çok daha vahim sonuçlara yol açtı. Henüz sabah saatlerinde DİSK Genel Merkezine, içeride 1500 kişi varken polis tarafından operasyon uygulandığı haberiyle sarsıldık. İstanbul Valisinin dilinden düşürmediği provokasyon böyle bir şey olsa gerek dedim kendi kendime.
Aslında bu işin böyle olacağı en başından belliydi. Geçtiğimiz günlerde başbakan’ın “AYAKLAR BAŞ OLURSA KIYAMET KOPAR” açıklaması, bu hükümetin emeğe ve emekçiye bakış açısını ve her köşeye sıkıştığında kullandığı “milli irade” kavramından ne anladığını da açıkca ortaya koyuyor. Kaldı ki; özgürlük ve demokrasi kavramlarını her söylevinde dile getiren AKP hükümetinin, sıkı yönetim uygulamalarını da aşan bu polis-devletçi yaklaşımı, ülkemizdeki demokrasinin sadece göstermelik olduğunu bir daha idrak etmemizi sağladı.
İstanbul, bugün gaz bombalarının arasında 25.000 küsür polisin kontrolünde, tıpkı işgal altındaki Irak gibi bir görünüme büründü. Taksim meydanı ise sessiz ve hayalet bir meydan görünümündeydi. Belki de hükümetin işine en çok bu geldi. Çünkü aksi olsaydı yüzbinlerce emekçi barış ve kardeşlik içinde bayramlarını kutlayacak, AKP hükümetinin açılım olarak sunduğu Sosyal Güvence ve Sağlık zulmünü eleştirecekti. İşte hükümet bunu göze alamadı !
Yüzbinlerin barış içinde kutladığı bir işçi bayramında , kapatma davası ile iyice köşeye sıkışmış olan AKP’ye, dünya nezdinde bir darbenin de işçi sınıfından gelmesini bu hükümetin hazmetmesi düşünülemezdi. İşte bu yüzden “ayak” olarak nitelendirilen bu ülke insanları, seçtikleri ”baş”lar tarafından ezilmek istendi. Bunun adına da provokasyon dediler. Oysaki 1 Mayıs Taksim Meydanında kutlansaydı, 25.000 polis memuru emekçileri gerçek provokatörlerden hayli hayli koruyabilirdi. Ama Onlar bunun yerine terör türetmeyi, ve bu terörü emekçi kesimin üzerine püskürtmeyi tercih ettiler. Bu da bu ülkenin kara lekesi olan 12 Eylül geleneğinin halen devam ettiğini göstermektedir.
120 küsür yıllık bir gelenek olan 1 Mayıs Osmanlı’da bile kutlanıyordu. Bugün de dünyanın 166 ülkesinde resmi bayram olarak kutlanmaktadır. Ülkemizde ise her sene potansiyel bir gerginlik olarak gündeme gelmekte. Bu gerginliğin tek sebebi ise süregelen 12 Eylül alışkanlıkları…
Kimileri farkında olmayabilir ama 1 Mayıs 2008 tarihi itibariyle bir facianın eşiğinden dönüldü. Bunu bu şekilde tırmandıran ise mevcut yönetim ve zihniyetidir. Eğer bugün devlet eliyle yönetilen bu provokasyona sendikalar ve üyeleri alet olsaydı, sokaklardaki olaylar çok daha büyük boyutlara ulaşabilirdi.
İnanıyorum ki; dünyada 1 Mayıs’ı meydanlarda kutlamaya en çok hakkı olan halkların başında geliyoruz. Çünkü Taksim’de 37 şehit veren de bizleriz, suçlananda. İşte bu yüzden Taksim geçmiş ile yüzleşmektir, çünkü Taksim 12 Eylül geleneğine çomak sokmaktır, çünkü Taksim özgürlük ve eşitliğin hiçe sayıldığı bir ülkede, işçi sınıfının ellerinde yeşeren devrimci geleneğin fiilen yok edilmek istendiği yerdir.
Bu yüzden Taksim Meydanını en çok emekçiler hak etmektedir. Hükümetin görevi ise emekçilere zulm etmek değil onlara hesap vermektir. Sırf bu yüzden Dün 77′yi Taksim’de yaşayanlara ve bugün faili meçhul cinayetler ile yaşamaya alıştırılan bizlere en azından bir özür borçlular. Fakat biz bunun mümkün olmadığını da bildiğimiz için bu ülkede emeği ve emekçileri potansiyel tehlike unsuru olarak gören yönetimlere karşı kazanılmış hakların ve özgürlüklerin takipçisi olmaya devam edeceğiz.
Bu ısrar devletin kanlı 1 Mayıs ile yüzleşmesi, elindeki “orantılı” gücü halka değil, kontrgerillalara, faili meçhul cinayetlere, çetelere; değerlendirilmeyen istihbaratlara yöneltmesi için de elzemdir.
Dostumuz, arkadaşımız, kardeşimiz Hrant Dink’in davasına,
yani davamıza sahip çıkmak için;
28 Nisan 2008 Pazartesi Saat 09.30′dan itibaren
Beşiktaş İskele Meydanı’nda buluşuyoruz.
Hrant İçin, Adalet İçin !
Ajans: CumminsNitro Brisbane, Australia
Yaratıcı Yönetmenler: Nancy Hartley, James Burchill
Sanat Yönetmeni: Cristian Staal
Reklam Yazarı: Merrin McCormick
Katkıda Bulunanlar: Rachael Burrough
The Pangea Day - Dünyayı dünyanın gözünden görün !
10 Mayıs 2008 tarihinde, dünyanın her yerinden milyonlarca insan, dünyanın dünyaya anlattığı hikayeleri izleyecek ve sinemanın gücü sayesinde birbirini anlamaya çalışacak. Amaç sinemanın gücü sayesinde farklı kültürlerden birliktelik oluşturmak.
4 saat sürecek bu etkinlik 180 ülkede ve binlerce mekanda gerçekleşecek. Etkinlikler, mekanlar ve diğer ayrıntılar için lütfen tıklayınız.
Türkiye’de olsa, “Sıkı Tut” çevirisiyle tutar mıydı ?
Reklam Ajansı: Creative Juice\G1, Bangkok, Thailand
Yaratıcı Yönetmen: Thirasak Tanapatanakul
Sanat Yönemenleri: Nanat Teparak, Thirasak Tanapatanakul
Reklam Yazarları: Gokhan Yucel, Setthar Kheowngamdee, Panusard Tanashindawong
Allahtan bu benim kişisel blogum, şayet bir mecrada köşe sahibiyken bu konudaki düşüncelerimi aktaracak olsam nasıl bir başlık bulabilirdim bilemiyorum. Bu arada; dünyanın en çok ziyaret edilen ilk yüz siteden biri olan cnn.com bu sorunun üstesinden şu şekilde gelmiş: “Turkey blocks Youtube accsess“
Gayet şık ve net. Hızlı ve Doğru haber. Bence eksik ama olsun.
Eğer editör ben olsaydım neler mi yapabilirdim ?
Turkey has done it again ! Turkey never gives up !
Try Try Try to Seperate ! And Youtube Goes to..
ve en güzeli henüz türetemediğimdir..
Efendiler !
Düşünün ki, Atatürk’e küfür ediliyor diye bir mecrayı cezalandıracaksınız. Amacınız da bu mecraya ekonomik bir yaptırım uygulamak; reklam gelirlerinden mahrum bırakmak için süreli-süresiz ceza vermek, yayını durdurmak vs, tabii bu medya geleneksel medya; yani bir televizyon kanalı, gazete/dergi yada radyo ise.
Peki; internet üzerinden yayın yapan ve yeni mecranın mihenk taşı olarak atfedilen youtube’u yasaklayarak, youtube markasının ürünü olmayan bir içerik yüzünden, youtube’a yaptırım uygulayabileceğini düşünmek de nedir ?
Herkesin aksine ben yasalara yada yargı organlarına bir şey diyemiyorum. Herhangi bir mahkemenin bu dava ile ilgilenen herhangi bir hakimi; youtube’un ne olduğunu, nasıl işlediğini, içeriğinin nasıl oluştuğunu, yetkililerine ulaşılabilirliğinin olup olmadığını bilmeyebilir.
Bu nedenle de Atatürk’e Hakaret Suçunun varolduğu mecraya yasalar gereği ne yapılması gerekiyorsa, o doğrultuda kararını verebilir. Bu O’nun yada Onlar’ın sorunu değil, içinde bulunduğumuz yüzyıla yetişebilme sorunu.
Dünya üzerinde geçerliliği olan ve evrensel olarak kabul görmüş bir internet hukuku henüz bulunmamakta. Bu; dijital yani sayısal altyapı barındıran iletişim ve ekonomi çağına hazırlıksız yakalanan insanlığın zaafı. Bu zaaf da 3. dünya ülkelerinde sıklıkla boy göstermekte. İşte bu yüzden içinde bulunduğumuz durum; bu geçiş sürecinin sancılarından biri olarak nitelendirilebilir. Doğal olarak benim sözüm kararı infaz edenlere değil; bu davayı açan arkadaşlar topluluğuna !
Aferin sizlere; çok doğru yoldasınız. Atatürk ilke ve devrimlerine sahip çıkmak için en doğru yolu seçtiniz. Önce küfüre küfür ile karşılık verdiniz, sonra ipin ucu kaçınca tıpkı çocukluğunuzda olduğu gibi bulduğunuz ilk yetkiliye şikayette bulundunuz.
Ah! Özür dilerim. Hakkınızı yemiyelim. Bilmiyordunuz belki ama, daha önce YouTube’u yasaklatanlarca bu ülkenin zar zor oluşan “demokratik ve özgürlükçü imajına” zarar verilmişti, hem de bir kaç kez…
Neyse, bir yenisi de şimdi eklendi. Atatürk’ü de koruyup kollamak, O’nun mirası olan muasır medeniyetler seviyesine yükselmek gayesi de sizinle ancak böyle mümkün olabilirdi zaten !
Eee ? Peki biz şimdi siteye ulaşamayınca kalktı mı o küfürler ? Elbette kalkmadı. Üstelik eskiden karşılık da verebiliyorduk peki şimdi ne yapacaz, altta mı kalacağız ?
Örgütlenip, kullanıcıları bilinçlendirip, bu video uygunsuzdur lütfen kaldırınız ibaresini işaretleyelim mi örneğin ? Yada barışçıl ve insancıl içerikler hazırlayıp, Atatürk’e küfredenlere tıpkı O’nun Yunan bayrağını ezip geçmeyişi gibi ders mi verelim ?
Yok canım, ne uğraşıcaz kapattırrız siteyi kurtuluruz dimi !
3 değil 33 maymunu oynuyoruz. Üstelik bu devirde. Ne oldu kapatılınca youtube baş göğe yükseldi mi ? Biz görmeyip, duymayıp, bilmeyince karanlığın üstüne güneş gibi doğmuş mu oluyoruz sizce ?
Bundan sonra ne olacak peki ? Haydi facebook’da grup açalım, yok yok bir elde video kayıt cihazları Anıtkabir’e yürüyelim. Ama diğer elde de bilgimiz, görgümüz, kitaplarımız yerine bayrağımız olsun, arkasına sığınalım ve gözümüzü kulağımızı tıkıyıp iyi bir halt etmenin hazzıyla eve dönelim.
Tüm bu esnada şu tarz haberleri de görmezden gelelim :
“The YouTube bans in Turkey have highlighted the country’s troubled record on free expression which Turkey wants to improve as part of its bid to join the European Union. “
Açılımı “People for the Ethical Threament of Animal” olan Peta; tekstil sektöründe hayvan derisi kullanımına karşı başlattığı kampanya için porno endüstrisinin kraliçesi Jenna Jemeson ile ses getirmeyi amaçlıyor.
Dünyada erkekler kadar kadınlar tarafından da tanınan Jenna Jemeson’ın başta kadınlar olmak üzre insanlara ilettiği sosyal mesaj ise, seksi ve güzel görünmek için hayvanlara eziyet edilmemesi gerektiği.
Jenna ablamız poz vermenin yanı sıra deri severlere bu konuda yol gösteriyor. Deriden vazgeçemeyenlere deri gibi gözüken, deri gibi kokan, aşağıdaki ilanda Jenna Jameson’un üstünde de bulunan suni deriyi, yani Pleather’ı öneriyor.
Bu arada Peta’nın web sitesinde ayrıntılı bilgi ve Jenna Jameson imzalı bir bikini kazanma fırsatı da mevcut. İlgilenenlere duyrulur…
Wallpaper 1024 x 768 800 x 600